“Senin yerin hep benim yanım”

Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi aleyh” hazretleri çok mütevâzı idi. Bizim gibileri adam yerin koyar, evimize gelir, bizimle yerdi. Bir gün evimize geldi. Babası Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin vefâtını şöyle anlattı: Babamın son günleriydi. Yeğeni Fâruk Işık Bey’in evinde, yer yatağı sermiştik. Misâfirler, kenardaki sandalyelerde otururdu. Ama Hilmi Efendi gelince, onu yanına oturtur ve kendisine; “Senin yerin … Devamını oku

“Ben artık ölüler arasındayım!”

Sa’d bin Rebî “radıyallahü anh”, Uhud’da büyük kahramanlıklar gösterdi! Vücûdu delik deşik oldu. Bir ara ortalık karıştı! Eshap dağıldılar… O, hiç gevşeklik göstermeyip, Eshâb-ı kirâm’a seslenerek, Akabe bîatında, canlarını fedâ edeceklerine dâir verdikleri sözü ve yemîni hâtırlattı. Nihâyet savaş bitti. Düşman çekilip gitti. Efendimiz, Eshâba; “Sa’d bin Rebî ne hâldedir? Canlılar arasında mı, yoksa ölüler … Devamını oku

Resulullah uğruna…

Hazret-i Süheyb, mallarıyla birlikte hicret ederken, müşrikler mâni olmak istediler. Hicrete izin vermediler. Hazret-i Süheyb’in Peygamber Efendimize olan muhabbeti ve Ona kavuşmak arzusu yanında, mallarının hiç kıymeti yoktu… O müşriklere; “Bütün mallarımı verirsem önümden çekilir misiniz?” diye sordu. Müşrikler hemen; “Çekiliriz” dediler. Hazret-i Süheyb, yanında bulunan bütün vârını verdi. Mekke’deki varlığının da yerini târif edip … Devamını oku

“Bütün fazîletler İslâmiyettedir”

Hazret-i Süheyb, Hazret-i Habbab ve Hazret-i Ammâr (radıyallahü anhüm) bir gün birlikte yolda gidiyorlardı… Müşriklerle karşılaştılar… Müşrikler onları gördü. Ve alaylı bir tavırla; “İşte Muhammed’e tâbi olan kimseler” diye istihzâ ettiler. Hazret-i Süheyb; “Evet biz, Allahü teâlânın Peygamberine inanan, tâbi olan ve Onun yanında bulunmaktan zevk alan kimseleriz” dedi. Müşrikler şaşırdı! O, sözüne devâmla; “Biz … Devamını oku

“Bu müjdeye nasıl kavuşulur?”

Bir Hüseyin Efendi vardı ki, Kâdirî şeyhiydi önceleri. Ancak Abdülhakîm Arvâsî hazretlerini görünce, şeyhliği bırakmış, ona talebe olmuştu… Bu zât anlatıyor: -Bir zaman fakîrdim. Dostların yardımıyla geçinirdim. Kış gelmiş, odun alacak parayı tedârik edemiyordum. Bir gün bir piyango bileti alıp cüzdanıma sakladım gizlice. Çünkü câiz olmadığını biliyordum. Kalbimden; “Eğer para çıkarsa sâdece odun alacağım. Yâ … Devamını oku

“Vallâhi sen sıratı geçtin!”

Ömer bin Abdülazîz hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” hanımı, bir gün kendisine; “Bu gece rüyâda Cehennemi gördüm ve çok korktum!” dedi. Hanımına sordu: “Nasıl gördün?” O da şöyle anlattı: “Cehennem bütün şiddetiyle yanıyor, çok korkunç seslerle kükreyip duruyordu! Sonra sırat köprüsü kuruldu üzerine. Halîfelerden Abdülmelik bin Mervan geldi bu köprüye. Birkaç adım attı. Fazla gidemedi. Yüzüstü Cehenneme … Devamını oku

“Yeryüzünde bir güneş vardı”

Ömer bin Abdülazîz hazretleri vefât ettiğinde herkes çok üzüldü! Gözyaşlarıyla ağladı her Müslüman! Hattâ cenâzenin arkasında yürüyen bir râhip de üzüntüyle ağlıyordu! Yanına yaklaştılar. “Sen niçin ağlıyorsun?” dediler. Râhip, onlara; “Yeryüzünde bir tâne ‘güneş’ vardı, o da şimdi battı, ben nasıl ağlamayayım!” dedi. ● ● ● Ömer bin Abdülazîz hazretleri bir gün bir âlime giderek; … Devamını oku

Bir çobanın şahit oldukları…

Halîfe Ömer bin Abdülazîz hazretleri “rahmetullahi aleyh”, vefât etmeden önce Meymun bin Mihrân’a vasiyette bulundu… Meymun şöyle anlatıyor: Halîfe beni çağırdı. “Ey ibni Mihrân! Önceki halîfe Velîd ölüp de kabrine konulduğunda ben oradaydım. Yüzünü açıp baktım, siyahtı” dedi. Çok üzgündü… Bana bakıp; “Beni kabre indirdiklerinde sen de benim yüzüme bak! Nasıl göreceksin” diye vasiyet etti. … Devamını oku

“Niçin ağlıyorsun ey Halîfe?”

Ömer bin Abdülazîz hazretleri “rahmetullahi aleyh” ölüm hastasıyken yakınları tabip çağırdılar. Tabip koşup geldi. Halîfeyi muâyene etti. Ve yakınlarına; “Çok zehir içirilmiş, hayâtı husûsunda bir temînat veremem” dedi. Halîfe hüzünlü idi. Ağlamaya başladı. Yakınları kendisine; “Niçin ağlıyorsun? Bir mücâhit olarak Rabbine varıyorsun. Allah’ın izniyle sünneti ihyâ ettin, bid’atları ortadan kaldırdın” dediler. O ise düşünceliydi. O … Devamını oku

Zekât vermeye fakir bulamıyorlardı…

Ömer bin Abdülazîz hazretleri son günlerini yaşıyordu ki, kayın birâderi ziyâretine geldi. Halîfenin üstündeki gömleği biraz kirlenmiş gördü. Buna çok üzüldü! Kız kardeşini çağırıp; “Beyinin gömleğini yıka!” dedi. Az daha oturup gitti. Ertesi gün geldiğinde, gömleğin yıkanmamış olduğunu gördü, üzüldü. Ve kardeşine dedi ki: “Gömleği yıkamamışsın.” O, boynunu büktü… Ve büyük üzüntüyle; “Şeyy, yıkayacaktım, ama … Devamını oku

“Bana bu kötülüğü niye yaptın?”

Ömer bin Abdülazîz hazretlerinin oğlu, bin dirhem para verip, yüzük taşı almıştı… O, bunu öğrendi. Ve şöyle yazdı ona: “Ey oğlum! O aldığın yüzük taşını sat da, o parayla bin fakîrin karnını doyur. Onun yerine iki dirhem kıymetinde bir yüzük taşı al. Üzerine de ‘Haddini bil!’ diye yazdır, gözlerinden öperim!” ● ● ● Ömer bin … Devamını oku

“Kim cenneti istiyorsa…”

Ömer bin Abdülazîz hazretleri, takvâ sâhibi olup, çok ibâdet yapardı. Âhiret derdiyle zayıflardı. Bir dostu onu gördü. Ve hâline acıdı. “Ne bu hâlin? dedi. Cevâbında; “Bu hâlimde ne var ki?.. Sen beni bir de ölümümden sonra, mezardaki hâlimi görsen, daha çok hayret ederdin!” buyurdu. ● ● ● Birine mektupta; “Kardeşim! Allahü teâlânın azâbından kork ve … Devamını oku

Her ilimde derya olan zat…

Abdülhakîm Arvâsî hazretleri “rahmetullahi aleyh” sülâle-i Resûlden bir büyük âlim zâttır. İlmiyle âmil büyük bir velî idi. Yanında çok âlimler yetişti. Güzel sîmâlı, buğday benizliydi. Nûrlu ve sevimliydi. Kaşları hilâl gibi kabarık ve inceydi. Gözleri irice görünür, hürmet telkîn edici bir vakar sâhibiydi… Her hâli İslâmiyete uygundu. Onun varlığı, bir ihsân-ı ilâhîydi. Çok da mütevâzıydı. … Devamını oku