“Ey kulum! Dünyada beni andın mı?”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bu zât anlatıyor: Mümin, kıyâmet gününde Allahü teâlânın huzûrunda durur. Allahü teâlâ; “Ey kulum! Sen dünyâdayken bana ibâdet eden kullarımla berâber ibâdet ediyor muydun?” diye sorar. Kul cevap verir: “Evet yâ Rabbî!” Ve yine sorar ki: “Ey kulum! Dünyâdayken bana duâ edip … Devamını oku

“Ağlamayan gözde hayır yoktur”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bir ara gözleri rahatsızlandı. Bir tabîbe gitti. Tabip de baktı. Ve ona dedi ki: “Bir husûsa dikkat edersen, gözlerin iyi olur.” Hazret-i Sâbit sordu: “O nedir ki?” “Ağlamayacaksın.” Hazret-i Sâbit; “Ağlamayan gözde hayır yoktur!” buyurdu. ● ● ● Yine bu zât anlatıyor: … Devamını oku

Geceleri hep ibâdet eden mübarek zat

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, geceleri kalkar, hep ibâdet ederdi. Çoluk çocuğuna da; “Kalkın, Allahü teâlâya ibâdet edin. Unutmayın ki; gece kalkıp ibâdet yapmak, kıyâmetin şiddet ve dehşetinden daha hafiftir” derdi. Çok âbid idi. Sevdiklerine; “Biz öylelerine yetiştik ki, çok namaz kılmaktan, başlarını yastığa koyacak vakit bulamazlardı” derdi. *** Yine o anlatır: … Devamını oku

“Şimdi ektiğimi biçiyorum…”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri şöyle anlatıyor: Bir mümin; Allahü teâlâdan bir şey isterse, Allahü teâlâ bu iş için Cebrâil Aleyhisselâm’ı vazîfelendirir. O kul “sâlih” ise, Hazret-i Cibrîl’e; “Bu kulumun ihtiyâcını yerine getirmekte acele etme. Çünkü ben, o kulumun sesini duymayı seviyorum” buyurur. Eğer “fenâ kul” ise; “Yâ Cebrâil! Onun isteğini hemen … Devamını oku

“Müminleri sevindir”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Zâhid, âbid, müttekî bir zâttı. Enes bin Mâlik radıyallahü anh, onu çok severdi. Bir gün onu gördü. Ve dikkatle bakıp; “Senin gözlerin, Resûlullah’ın gözlerine ne kadar da çok benziyor” dedi ve Resûlullah’ı hâtırlayıp çok ağladı! ● ● ● Vefât ettiğinde defnedip mübârek … Devamını oku

Attaki mızraklı ve heybetli zat!..

Rebîa bin Ebî Abdurrahman hazretleri, Tâbiînin büyük hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 137 (m. 753) senesinde vefât etti. Babası Ferruh, Horasan tarafına gazâya giderken hâmile olan hanımına “üç bin dînar” verdi. Ve helâlleşip yola çıktı… Yirmi yedi sene sonra eve döndü. At üstündeydi. Ve mızraklıydı. Atından inip mızrağıyla kapıya vurdu. Kapı açılıp da karşısında yakışıklı bir … Devamını oku

“Kötü arkadaştan sakın evlâdım!”

Nâfî bin Abdurrahman hazretleri vefât edeceği zaman çocukları; “Bize vasiyet edin?” dediler. Cevâben Kur’ân-ı kerîmden bir âyet-i kerîme okudu. Başını kaldırdı. Ve çocuklarına; “Bu âyette meâlen; (Eğer mümin iseniz Allah’tan korkun! Cehennem ateşine karşı takvâyı elden bırakmayın. Birbirinizle iyi geçinmeyi farz-ı ayn bilin. Allah’a ve Resûlüne itâatten bir nefes ayrılmayın) buyuruluyor” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“Siz her gün misk mi sürünürsünüz?”

Nâfî bin Abdurrahman hazretleri, Tebe-i tâbiîndendir. 169 (m. 785) senesinde Medîne’de vefât etti. Esmer, güzel yüzlü idi. Ahlâkı da pek güzeldi. Yeri gelince mîzaha meyleden, güler yüzlü, hoşsohbet bir zâttı. Konuşurken ağzından “misk kokusu” çıkardı… Ve etrâfa yayılırdı. Bir gün kendisine; “Siz her gün misk mi sürünürsünüz?” diye sordular. Mübârek zât; “Hayır, rüyâmda Resûlullahı gördüm. … Devamını oku

“Ahmaklığın tedâvîsi yoktur!..”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) de Cezîre’de vefât etti… Bir gün, bâzı kişiler, bu velî zâtın oğluna; “Baban bu dereceye ne ile kavuştu?” diye sordular. Oğlu düşündü… Ve cevâbında; “Babam, kavuştuğu bu yüksek derecelere, çok namaz kılmakla ve çok oruç tutmakla değil, ‘ufak bir günah işlerim de Allahü teâlâya âsi olurum’ … Devamını oku

“Dostlarımla aslâ münâkaşa etmedim!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) senesinde vefât etti… Bir gün kendisine; “Efendim, arkadaşlarınızdan hiç ayrılmıyorsunuz ve birbirinize hiç küsmüyorsunuz, bu nasıl oluyor?” diye sordular. Onlara bir baktı. Ve cevâbında; “Çünkü ben, dostlarımla hiçbir hususta, hiçbir gün münâkaşa etmedim ve aslâ etmem” buyurdu. ● ● ● Halîfe Ömer bin Abdülazîz hazretleri, bu … Devamını oku

“Azgınların gideceği yer cehennemdir!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. Bu zât anlatıyor: Bir gün, Eshâb’tan biri, Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Hicr sûresinde; “Şüphesiz o azgınların gideceği yer cehennemdir” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu… Orada Selmân-ı Fârisî hazretleri de vardı. O, bunu işitti. Hüzünlendi . Ve ellerini başına koyup, hemen ağlamaya başladı. Sonra kalkıp ne tarafa gittiğini bilemez hâlde kendinden geçmiş … Devamını oku

“Onlar cahil ve ahmak kimselerdir!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (Hicrî 116) senesinde Cezîre’de vefât etti… Bir gün bu zâta; “Efendim, hiç çalışmayıp da, rızkımız ayağımıza gelir diyenler hakkında ne buyurursunuz?” dediler. Büyük zât dinledi. Ve cevap olarak; “Onlar hem câhil, hem de ahmak kimselerdir” buyurdu. Sebebini sordular. Cevâbında; “Çünkü İbrâhim aleyhisselâm gibi bir büyük peygamber, hattâ bütün … Devamını oku

“İstiğfârın açmadığı kapı yoktur”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) da Cezîre’de vefât etti… Bir gün misâfirleri geldi. Hizmetçisine seslenip; “Misâfirlerimize, yiyecek ve içecek bir şeyler getir” dedi. Hizmetçi; “Peki efendim” dedi. Ve mutfağa girip, çorba pişirdi. Tabaklara koydu. Ve sıcak çorbaları misâfirlerin önüne koymak için gelirken ayağı takılıp düştü! Sıcak çorba, Meymun hazretlerinin başından aşağı … Devamını oku