Yûsüf bin Esbât hazretleri; Tebe-i tâbiînden olup, hadîs, fıkıh ve kıraat âlimidir.
Antakya’da yaşadı.
195 (m. 810)’de vefât etti.
Sohbet ederdi.
Ama ekseriyâ;
“Kardeşlerim! Herkesin mutlaka tadacağı ve kimsenin çâre bulamadığı ölüm için şimdiden hazırlanınız… Çünkü ölüm geldikten sonra ‘Âh!’ etmekten, pişmân olmaktan başka yapacak bir şey olmaz” buyururdu
● ● ●
Bir gün kendisine;
“Zühdün gâyesi nedir efendim?” dediler.
Cevâbında;
“Zühd, dünyâdan kesilmektir. Nîmet gelince şımarmamak, gelmeyince de üzülmemektir” buyurdu.
Sordular yine:
“Tevâzu nedir?”
Cevâbında;
“Evinden çıktığında karşılaştığın herkesi, kendinden üstün bilmendir” buyurdu.
● ● ●
Bir gün de;
“Bedbaht olmanın alâmeti nedir? diye sordular bu zâta.
Cevâbında;
“İlmi olup da amel yapmamak ve ameli olup da ihlâsı olmamaktır” buyurdu.
Ve ekledi:
“Üçüncü alâmetiyse, bir velî sohbetine kavuşamamaktır. Zîrâ bir Allah adamını tanımamak, kötü bahtlı olmanın en büyük nişânıdır.”