Resûlullah’ın en çok sevdiği kızı

Hazret-i Fâtıma-tüz Zehrâ (radıyallahü anhâ) Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Hadîce-tül Kübrâ’dan olan dört kızından en çok sevdiğidir. İmâm-ı Hasen ve İmâm-ı Hüseyin (radıyallahü anhümâ) küçük iken hastalanmışlardı. Pederleri Hazret-i Alî ve vâlideleri Fâtıma-tüz-Zehrâ ve hizmetçileri Fıdda, (radıyallahü anhüm), çocuklar iyi olunca üçü de hasta iken adadıkları orucu tuttular. İftar zamânı geldi. İftar edeceklerdi. … Devamını oku

“Dînimi öğrenmek istiyorum”

İmâm-ı Ebû Yûsüf hazretleri şöyle anlatıyor: -Ben çocukken babam âniden öldü! Annem de beni aldı, bir terziye götürdü… Ve kendisine; “Bu çocuğa terzilik mesleğini öğretir misiniz” diye ricâ etti. Usta, anneme; “Olur, öğretirim” dedi… O gün çalışmaya başladım. Ancak ben; “Bu terzilik neyime gerek, ben önce dînimi öğrenmeliyim” diyordum. Bıraktım terziliği. Doğruca İmâm-ı âzam hazretlerinin … Devamını oku

“Hayat hayaldir…”

Konya’da yetişen velîlerin büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ortanca oğlu Sultân Veled’e; “Ey oğlum! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim; Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin hepsini sana öğretmekle vazîfeliyim” buyurdu. Bir gün geçti… Mescide geldi. Ve cemaate; “Oğlum Sultân Veled, çok tâlihli ve bahtiyâr biridir. Ömrünün, hep … Devamını oku

“Hesâbımız başlasın artık!”

Mahşerin sıkıntısı dayanılmaz hâl alınca, ehl-i mahşer Âdem nebîye başvururlar. Ve derler ki: “Ey Babamız! Hâlimiz pek fenâdır, bize şefâat et ki, hesâbımız başlasın.” Âdem nebî onları dinler. Ve kendini geri çekip; “Siz Nuh peygambere gidin!” der. Mahşer halkı Nuh nebîye giderler. Ve kendisine; “Yâ Nuh! Sen bize şefâat et ki, Rabbimiz hesâbımıza baksın” derler. … Devamını oku

“Bana birkaç tatlı nar getir!”

Bir gün İbrâhim Edhem hazretleri sahrâda abdest almak için gitti bir kuyu başına. Ve sarkıttı kovasını. Çektiğinde şaşırdı! Zîrâ kovada gümüş vardı. Geri döküp tekrar saldı. Çektiğinde altın çıktı. Üzülüp, boşalttı onu da! Üçüncü defâ daldırdı. Bu sefer de mücevher çıktı. Ellerini açtı. “Yâ Rabbî! Ben bunları istemiyorum. Abdest almak için biraz su istiyorum” diye … Devamını oku

“Damda deve mi aranır?”

Belh Sultânı İbrâhim bin Edhem hazretleri tahtında uyurken bâzı tıkırtılar duyup uyandı. Derhâl dama çıktı. Birini gördü orada. Ve ona sordu ki: “Kimsin sen, damda ne arıyorsun?” O cevap verdi ki: “Devemi arıyorum.” İbrâhim Edhem; “Ey şaşkın, damda deve aranır mı?” diye çıkıştı! O meçhul kişi; “Asıl şaşkın sensin ki, yumuşak yataklar içinde Rabbini arıyorsun!” … Devamını oku

“Bunda bir hikmet var”

İbrâhim bin Edhem hazretleri hükümdârken bir gün adamlarına emretti: “Atımı getiriniz!” Derhâl getirdiler. Av köpeğini aldı. Ve ava çıktı. Az sonra bir geyik gördü ileride. Onu yakalamak için mahmuzladı atını. Ancak gâipten bir ses duydu… Hemen durdu. Ve dinledi sesi. Ona hitâben; “Ey İbrâhim! Sen bunun için yaratılmadın” deniyordu kendisine. Sağa sola baktı. Kimseyi göremeyince … Devamını oku

“Seven, sevdiğinde kusur göremez”

Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri henüz çocukken yüzünde nûr parlıyor, onu görenler hayran olup hayır duâ ediyorlardı kendisine. Dedesi, Şihâbüddîn adında bir velî olup, ölüm hastalığına yakalanmıştı… Nihâyet vefâtı yaklaştı. Aile fertleriyle vedâlaştı… Sonra torunlarıyla görüştü. En son Ubeydullah’ı getirdiler. O zaman pek küçüktü. O içeri girince çok sevindi… Doğruldu yatağından. Kucağına aldı. Bağrına bastı. Ve ağlayarak; … Devamını oku

“Dünyâya oyun için gelmedik!”

Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri çocukken, akranları gibi sokaklarda oynamıyordu. Arkadaşları sordu: “Sen niçin oynamıyorsun?” Cevâbında; “Biz bu dünyâya oyun için gelmedik ki” dedi. Gençliğinde Hire’ye gitmişti. Orada, “Yâkub-i Çerhî” adını işitti birinden. Görmeden sevdi onu. O sevgiyle yandı, tutuştu. Ve görmek için çıktı evden… Huzûruna girince, Onu çok sevdi. Ondan çok iltifat gördü. Kalbinden; “İşte aradığım … Devamını oku

İyilik ve ihsânları öyle çoktu ki…

Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, hocası Yâkub-i Çerhî hazretlerine, üç ay hizmet etti. Ve “icâzet” aldı ondan. Başkaları, senelerce hizmet ettikleri hâlde bu nîmete kavuşamamışlardı. Bir gün, bu zâta geldiler. Bunun sebebini sordular. O büyük zât da; “Çünkü o; yağını, fitilini hazırlamış olarak geldi. Biz sâdece yakmak için ‘ateş’ verdik. Siz de onun gibi gelseydiniz, siz de … Devamını oku

“Efendim, kul hakkı neden zordur?”

Türkistân’ın en büyük velîlerinden Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerine, bir gün bâzı sevdikleri gelip; “Efendim, bu yüksek dereceye nasıl kavuştunuz?” diye sordular. Şöyle anlattı: “Benim, tasavvufla hiç ilgim yoktu. Evliyâlık nedir, bilmiyordum. Hiçbir tasavvuf kitâbı da okumuş değildim. Ama bir hasletim vardı. Darda kalanların yardımına koşardım. Dost düşman ayırmaz, hattâ kâfir-Müslüman demez, herkese hizmet için can atardım. … Devamını oku

“Haram, ateş gibidir evlâdım”

Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin zamânında bir genç vardı ki, bu büyük velîyi çok severdi. Ama bâzen nefsine uyup günah işlerdi. Yine bir gün şeytana uyup günah olan bir iş yapıyordu. Bu zâtın sesini duydu. Ve toparlandı birden… Zîrâ büyük zât, o gence; “Dur, sakın yapma! O iş günahtır” diye seslenmişti. Etrâfına bakındı. Kimseyi göremedi. Oradan hocasının … Devamını oku

“Allah diyen mahrum kalmaz”

Türkistân’ın en büyük velîlerinden Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin bir talebesi vardı. Bu zâtın emriyle gittiği bir ticâretten dönüyordu ki, yolda bir grup harâmîyle karşılaştılar… Kervan, kıymetli mallarla doluydu. Ama hiç endîşe etmedi. Kendi kendine; “Beni, üstâdım gönderdi. Öyleyse bir şey olmaz” dedi. Gözlerini kapadı. “Yâ Rabbî! Hocamın hürmetine bize yardım et” dedi. Sonra çekti kılıcını. Ve … Devamını oku