Fazîlet sâhibi olmanın ölçüsü…

Mûsâ Kâzım hazretleri, Tabiîn’in yüksek âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden olup, seyyiddir. Bu zât, Hârun Reşid tarafından hapsedildiği zaman; İmâm-ı âzam Ebû Hanîfe hazretlerinin iki talebesi olan Ebû Yûsüf’le Muhammed Şeybânî hazretleri, ziyâretine gitmiş, birlikte oturuyorlardı. O ara nöbetçi geldi. Ve hazret-i İmâma; “Efendim! Bugünkü nöbetim bitti, yarın dönüşümde bir ihtiyâcınız varsa getireyim” diye arz etti. … Devamını oku

“Allah’ın kullarına merhametli olmalı”

Mûsâ Kâzım hazretleri, Tabiîn’in yüksek âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden olup, seyyiddir. Oniki İmâm’ın yedincisidir. 186 (m. 802) senesinde, Bağdâd’ta vefât etti. Siyâsete hiç karışmadığı hâlde, Abbâsî halîfesi Muhammed Mehdî, onu Medîne’den Bağdat’a getirtip hapsetti. Bir gece yattı. Ve rüyâ gördü. Hazret-i Alî’yi görmüştü. Allah’ın Arslanı, ona bir heybetli nazar edince; korkudan uyanıp, hemen o gün, … Devamını oku

“Burası ne güzel kabir olur”

Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiînin âlimlerinden olup ibâdete çok düşkündü. Aslen İsfehânlıdır. Bir sevdiği anlatır: Muhammed bin Yûsüf hazretleri, bir ara Mesise’ye geldi. O sıralarda Ebû İshak hazretleri vefât etmişti… Bizden onun kabrini sordu. Yerini târif ettik. Ve birlikte gittik. Orada Kur’ân-ı kerîm okudu. Bu zâtın rûhuna bağışladı. Ve çok duâlar etti. Sonra, … Devamını oku

“Günah işlediği zaman üzülen mümindir”

Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiînin âlimlerinden olup ibâdete çok düşkündü. Aslen İsfehânlıdır. Bu zât ile Fudayl bin Iyad hazretleri, çok arzu etmelerine rağmen bir türlü tanışamamışlardı. Bir gün, Basra çarşısında, bu iki velî zât karşılaştılar. Birbirlerine baktılar. Biri diğerine sordu: “Sen Muhammed bin Yûsüf müsün?” O da ona sordu: “Sen Fudayl bin İyâd … Devamını oku

Şöhret olmaktan korkan zat…

Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiînin âlimlerinden olup ibâdete çok düşkündü. Aslen İsfehânlıdır. Şöhretten korkardı. Bunun için tanınmamaya özen gösterirdi. Harran’a da bu yüzden gelmişti. Ancak gelir gelmez, oradaki hadîs âlimleri Onun geldiğini duydular. Yanına üşüştüler. O ise rahatsız oldu. Ve oradan da ayrıldı. Başka bir şehre gitti. Orada yerleşti. “Niçin böyle yaptınız?” dediklerinde; … Devamını oku

“Mümine sert bakmak bile kul hakkıdır”

Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiîn’in âlimlerinden olup, aslen İsfehânlıdır. 188 (m. 804) senesinde otuz yaşlarında vefât etti. Dünyânın, “Allah için” olmayan her şeyinden el çekmişti. Bir dostu vardı. O şöyle anlatır: Muhammed bin Yûsüf hazretleriyle yolculuğa çıkıp, bir handa sabahladık. Bana bakıp; “Kervancıbaşını çağır” dedi. Ancak kervancıbaşının ayağını akrep sokmuş, kalkamıyordu. Dönüp arz … Devamını oku

“Duâlarımızın kabul olmasının şartları vardır”

Muhammed bin Sükâ hazretlerine, bir gün kendi yeğeni bir suâl sordu. Cevâbını beklerken bu velî ağlamaya başladı! Yeğeni şaşırdı tabii! Sordu hemen: “Amcacığım, niçin ağlıyorsunuz?” Cevâbında; “Ey kardeşimin oğlu! Bu mühim mevzûyu, sana bugüne kadar niçin öğretmediğime üzülüp ağlıyorum” dedi. ● ● ● Yine bir sohbetinde; “Allahü teâlâ, müstahak olmayan hiçbir kimseye azap yapmaz. Azap … Devamını oku

“Müminlere ikrâm etmek hoşuma gidiyor”

Muhammed bin Sükâ hazretleri; Tâbiîn’den olup çok ibâdet etmesi, dünyâya düşkün olmaması ve cömertliğiyle tanınmıştı. Allah’tan korkardı! Ve çok da ağlardı! Muhammed bin Münkedir; “Yâ İbni Sükâ! Sana en hoş gelen amel hangisidir?” diye sordu. Cevâbında; “Mümin kardeşlerimi sevindirmektir” dedi. Ardından sordu: “Ondan sonra nedir?” Cevâbında; “Mümin kardeşlerime ikrâm etmektir” buyurdu. ● ● ● Bâzıları … Devamını oku

“Duâ etmemek, kederlerin en büyüğüdür”

Tebe-i tâbiîn’den Muhammed bin Nadr el Hârisî hazretleri, Kûfe’nin en âbidi diye tanınır. Yanında ölümden bahsedildiği zaman çok mahzunlaşır ve kemiklerinden “gıcırtı” sesleri gelirdi. Bu zâtın, Müslim isminde bir kimseden alacağı vardı. Ona haber gönderip; “Falan gün geleceğim, alacağımı hazırla” dedi. O da parayı hazırladı. Ama gidip de almadı. Ona, birini gönderip; “Sendeki alacağımı almaktansa, … Devamını oku

Dünyâdan soğumak için…

Tebe-i Tâbiîn’den Muhammed bin Nadr el Hârisî hazretleri, Kûfe’nin en çok ibâdet edeni diye tanınır. Kûfe’de yaşadı. Orada vefât etti. Bir sevdiği anlatıyor: Bir gün Muhammed’in kabristandan geldiğini gördüm. Yanına gittim. Ve suâl ettim: “Kabristana çok sık gidiyorsunuz, hikmeti nedir acabâ?” Cevâben; “Kabristana gidince, dünyâdan soğuyor, âhirete yaklaşıyorum da onun için” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“Allah dostları, feyiz gelmesine vâsıtadır”

Halîfe Ebû Câfer Mansur, Mis’ar bin Kedam hazretlerine kadılık teklîf etti bir zaman. Büyük velî; “Ey Halîfe! Ben ailemin nafakasını teminde zorlanırken, kadılık gibi mühim bir işi nasıl yaparım?” dedi. Halîfe onu sevdi. Bu işten vazgeçti. Ve ona sevgiyle bakıp; “İmkânım olsaydı, her gün sana yaya olarak gelir, ilminden istifâde ederdim” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“En zor iş, hakkı bâtıldan ayırmaktır”

Büyük hadîs âlimlerinden Mis’ar bin Kedam hazretleri, 155 (m. 772) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Allah’tan çok korkardı! Kıyâmet günü hâtırına gelince ağlar, orada bulunanlar onu teselli ederlerdi! Bir annesi vardı. Yaşlı ve hastaydı. Hizmetinden ayrılmaz ve; “Eğer annemin hizmeti olmasaydı, o zaman yardıma muhtaç olan insanları arar, bulur ve onlara hizmet ederdim” derdi. ● … Devamını oku

“Duâmın kabul edildiğini bilirim”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bu mübârek zât anlatır: Sâlihlerden biri vardı ki; “Rabbimin beni andığı zamânı biliyorum” dedi. Arkadaşları sordu: “Nasıl biliyorsun?” “Kolay” dedi. “Nasıl kolay?” dediklerinde; “Ben Allahü teâlâyı andığım zaman O da beni anıyor. Çünkü Allahü teâlâ; (Kulum beni anınca, ben de kulumu anarım) … Devamını oku