“Senin için Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr’ı gördü derler, doğru mudur? Şimdi onu görsen tanıyabilir misin?”
Şeyh Abdülmu’tî büyük velilerdendir. Kuzey Afrika memleketlerinden birinde doğdu. Gençliğinde zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Mâlikî mezhebi fıkıh bilgilerinde âlim oldu. Mekke’ye giderek, o sene hac için orada bulunan Zeynüddîn Hâfî hazretleriyle tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı. Mekke-i mükerreme büyükleri arasında Şeyh-ül-Harem lakabıyla, kerâmet ve hâlleriyle de Müslümanlar arasında meşhûr oldu. On beşinci asrın sonlarında Mekke-i mükerremede vefât etti.
Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr ve Abdülmu’tî Efendi gibi büyüklerin sohbetlerinde bulunmakla şereflenen Mahmûd Hindî hazretleri şöyle anlatmıştır:
Bir sene, hac için Mekke-i mükerremeye gittim. Abdülmu’tî Efendi ile karşılaştım. Yaratılmışlardan alâkayı kesmiş, Rabbi ile meşgûl idi. Görür görmez, kalbimde ona karşı bir muhabbet peydâ oldu. Âdetâ beni kendisine çekti. Aramızda kuvvetli bir kardeşlik ve samîmî bir dostluk meydana geldi. Mübârek sohbetleriyle bereketlendiğim bir gün de bana; “Senin için Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr’ı gördü derler, doğru mudur? Şimdi onu görsen tanıyabilir misin?” buyurdu. Ben de; “Evet, onu görmekle şereflendim. Onu görünce de tanırım” dedim. Bunun üzerine; “Ubeydullah-ı Ahrâr, işte burada, şu kalabalık arasındadır” dedi…
Ben yerimden kalkıp, Kâbe-i muazzamayı tavâf edenler arasına katıldım. Tavâf edenler arasında, Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerini arayıp buldum. Yanında ben de tavâf etmeye başladım. Hâce Ubeydullah, benden önce Makâm-ı İbrâhim’e varıp namaza durdu. Ben de tavâfı bitirdiğimde Makâm-ı İbrâhim’de namaza başladım. Hâce hazretleri, ben henüz merâmımı anlatamadan kalabalığa karışıp gözden kayboldu…
Bu hâdiseden sonra Şeyh Abdülmu’tî’nin yanına vardım. Bana; “Senin Hâce Ubeydullah’ı gördüğünde şüphemiz kalmadı” buyurdular… Aradan yıllar geçti. Semerkand’a uğradım. Ubeydullah-ı Ahrâr’la tekrar görüşmek şerefine eriştim. Bana; “Mekke-i mükerremedeki mâcerâyı açıklama!” diye tembihte bulundu. Bir zaman sonra tekrar Mekke-i mükerremeye vardığımda Abdülmu’tî hazretlerinin şöhretinin her tarafa yayılmış olduğunu gördüm. Ziyâret edip, sohbetleriyle şereflendim. Bir miktâr sohbet buyurduktan sonra, bana; “Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr’ın yüzünü sana gösterdik, onlar da şöhretimizin yayılmasına sebep oldular” buyurdu.