“Akıllı, her yönüyle güvenilebilen, din ve dünya işlerinde sağlam biriyle arkadaşlık yap!”
Ümmüddîn Mesûhî hazretleri Bağdat’ta yetişen evliyânın meşhûrlarındandır. 893 (H.280) senesinde vefât etti. Tasavvufta yetişmiş üstün hâller ve kerâmetler sâhibiydi. Evliyânın meşhurlarından Sırrî Sekâtî ile sohbet etmiştir.
Buyurdu ki: “Kime istemeden helâl bir şey verilir de muhtaç olduğu hâlde kabul etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi almadığı şeyin benzerini istemeye muhtaç eder.” Nefsin kötülüklerine, mâni olmak, onun arzu ve isteklerini yerine getirmeme ve bunlarla mücâdele husûsunda Allahü teâlâdan yardım istemeli. Azâbından korkarak, sevâbını ve mükâfatını umarak, muhtaç olduğunu düşünerek, O’nu hatırlamalıdır.”
“Allahü teâlâya kendisiyle yakın olabileceğimiz en üstün şey, kibir, riyâ, haset (çekememezlik), gıybet, kin, kızma, dünyâya düşkünlük, uzun emel sâhibi olmak gibi, insanın içine dâir günahları (kalp hastalıklarını) terk etmektir.”
“İstişarede söylenen söz, nasîhat hakkında ne tavsiye buyurursunuz?” diye sorulunca “Söyleyeceğiniz sözü önce kendi nefsinize tatbik edin, bu takdirde, durumunuz ne olur? Onu göz önüne alın, ondan sonra, söyleyeceğinizi söyleyin ve tavsiyenizi yapın. Böyle yaparsanız, doğruyu ve isâbetli olanı bulmanız mümkün olup, kendinizi yanlış söylemekten koruyup, herkes yanında güvenilen ve itimat edilen, görüş sâhibi bir kimse olursunuz” buyurdu.
“İnsanların arasına karışıp, onlarla berâber olmak hususunda ne buyurursunuz?” denilince “Eğer akıllı, her yönüyle güvenilebilen, din ve dünya işlerinde sağlam birini bulabilirsen onunla berâber ol ve arkadaşlık yap. Böyle olmayanlardan, arslandan kaçar gibi kaç” demiştir.
“İnsanın içine ait günahlarının, dışına ait günahlardan üstün olması nasıl olur?” diye sorduklarında “Çünkü, bâtına ait günahlar terk edilince, zâhirî (dış) günâhlar kendiliğinden kaybolur” buyurdu.
“En şiddetli günah nedir?” diye soruldu: “Bir mâsiyetin (günahın) mâsiyet (günah) olduğunu bilmemektir.” “Bundan daha kötüsü nedir?” diye soruldu: “Mâsiyet olan bir şeyi, tâatı, Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği bir şey olarak bilmektir. Onun için dînî bilgileri lâzım olduğu kadar mutlaka bilmek lâzımdır” buyurdu. Kendisine; “İnsanlara musallat olan kötülükler nelerdir?” diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: “İnsanın, kendisini alâkadâr etmeyen şeyleri terk edip, kendisini ilgilendiren işlerle meşgûl olması gerekir.”