“Sen, ebedî olan şeyler için endişe etmelisin…”

“İlâhî irâde ile elinden alınacak şeyler için niçin endişe ediyorsun?”

Nasîruddîn Mahmûd Delhî hazretleri Çeştiyye yolunun büyük velîlerindendir. Hindistan’da Uttar Pradeş eyâletindeki Bane Banki’de doğdu. Dehli’ye gitti ve Nizâmüddîn Evliyâ hazretlerinin talebeleri arasına katıldı. 1356 (H.757) senesinde Delhi’de vefât etti.

Huzûruna gelen herkese namazı zamânında ve cemâatle kılmasını tavsiye ederdi. Kendisi de çocukluğundan îtibâren bu husûsa çok dikkat ederdi. Namazın faydalarını, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden ilgili yerleri okuyarak anlatırdı. “Hayâtımız iki önemli şeye dayanır. Bunlar: Allahü teâlânın ve Peygamber Efendimizin emirlerini yapmak, O’nların yasak ettiklerinden kaçmaktır” buyururdu.

Nasîruddîn Mahmûd’a; “Dervişlerde görülen haller nasıl meydana gelmektedir?” diye sorulunca, şöyle buyurdu: “Hâl, doğru amellerin netîcesindendir. Amel iki kısımdır. Biri beden ile olan amel olup, herkesin mâlumudur. Diğeri kalbin amelidir. Buna “murâkabe” denir. Murâkabe, kalbinde Allahü teâlânın seni gördüğü ve sana baktığı düşüncesini dâimâ bulundurmandır. Önce nûrlar, rûhlara iner. Sonra onun eseri kalplerde, ondan sonra bedende, âzâlarda zâhir olur. Beden ve âzâlar kalbe tâbidir. Kalp harekete gelince, beden de hareketlenir. Eğer derviş aç uyur, gece yarısında kalkar, ibâdetle meşgûl olur ve kalbini hiçbir şeye bağlamazsa, nûrların rûhlara inişini görür. İsterse şimdi bir kimse gitsin kalbinden bütün düşünceleri çıkarsın, mücâhedeyi seçsin bu hâller onda hâsıl olur. Bunda şüphe yoktur.”

Bir talebesine şöyle buyurdu: “Bilmelisin ki, evindeki atların, hizmetçilerin, dînarların ve dirhemlerin bir gün senden alınacak. O hâlde, ilâhî irâde ile elinden alınacak şeyler için niçin endişe ediyorsun? Onlar için endişe etmek faydasız değil mi? Ebedî olan şeyler için endişe etmelisin. Gözlerimizin önünden kimlerin geçtiğini ve onlardan kaç tânesinin göçüp gittiğini iyice düşünmelisin. Onlar bizden öndeydiler ve bizden önde gittiler.”
Bir sohbetlerinde şöyle buyurdu: “Mübtedî yâni işe yeni başlayan, vakit sâhibidir. Vakit sâhibi, içinde bulunduğu vakti bir daha ya bulurum, ya bulamam deyip, vaktini fırsat bilip, değerlendiren, onu farzları yerine getirdikten sonra, Kur’ân-ı kerîm okumak, nâfile namaz kılmak, Allahü teâlâyı anıp hatırlamakla geçiren kimsedir. İşte, tasavvuf yolunda ilerleyen kimse böyle vakitlerini muhâfaza ve mâmur ederse, hal sâhibi olması umulur. Mânevî ilimlere ve hâllere böyle gayretler, çalışmalar netîcesinde kavuşulur.”

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…

Kategori içindeki yazılar: Vehbi Tülek