Haram ve şüpheli lokma yemekten sakınanlar…


Abdullah ibni Mübârek hazretleri buyuruyor ki: “Şüpheli olan bir kuruşu sâhibine geri vermeyi, bin lira sadaka vermekten daha çok severim.”

Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. İslâm âlimlerinin büyükleri buyurdular ki:

“Kırk gün şüpheli lokma yiyenin kalbi kararır ve lekelenir.” Bunlardan bazıları bu hususta şunları söylediler:

Ebû Bekr “radıyallahü anh”, hizmetçisinin getirdiği sütü içti. Sonra helâlden olmadığını anlayınca, parmağını boğazına sokarak kay etti. O kadar zahmetle çıkardı ki, ölüyor sandılar. Sonra, (Yâ Rabbî! Elimden geleni yaptım. Midemde ve damarlarımda kalan zerrelerden sana sığınırım!) diye yalvardı…

Ömer “radıyallahü anh” da, Beyt-ül-mâla âit zekât develerinin sütünden, yanlışlıkla verilip içtiği zaman, böyle yapmıştı…

Abdullah bin Ömer “radıyallahü anhümâ” buyurdu ki:

(Kambur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçınmadıkça, kabul edilmez, faydası olmaz.)

Süfyân-ı Sevrî hazretleri buyuruyor ki: (Harâm para ile sadaka veren, câmi yaptıran, hayrât yapan kimse, kirlenmiş elbiseyi idrâr ile yıkıyan kimseye benzer ki, daha çok pislenir!)

Yahyâ bin Mu’âz buyuruyor ki: (Allahü teâlâya itâat etmek, bir hazîneye benzer. Bu hazînenin anahtarı duâ, anahtarın dişleri de helâl lokmadır.)

Sehl bin Abdüllah-i Tüsterî buyuruyor ki: (Hakîkî îmâna kavuşmak için, dört şey lâzımdır: Bütün farzları edeple yapmak, helâl yemek, görünen ve görünmeyen bütün harâmlardan sakınmak ve bu üçüne, ölünceye kadar devâm etmeye sabretmek.)

Abdullah ibni Mübârek hazretleri buyuruyor ki: (Şüpheli olan bir kuruşu sâhibine geri vermeyi, bin lira sadaka vermekten daha çok severim.)

Sehl bin Abdüllah Tüsterî hazretleri buyuruyor ki: (Harâm yiyenlerin yedi azâsı, istese de, istemese de günâh işler. Helâl yiyenlerin azâsı, ibâdet eder. Hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir.)

Helâl kazanmanın ehemmiyetini gösteren dahâ nice hadîs-i şerîfler ve büyüklerin sözleri vardır. Bunun içindir ki, verâ sâhipleri harâmdan çok sakınmışlardır. Bunlardan biri Veheb ibni Verd “rahmetullahi teâlâ aleyh” idi ki, nereden geldiğini anlamadan bir şey yemezdi… Bir gün annesi, buna bir bardak süt vermişti. Sütü nereden aldığını ve parasını nereden verdiğini ve kimden aldığını sordu. Hepsini anlayınca, bu koyun nerede otlamış dedi. Müslümanların hakkı bulunan bir yerde otlamıştı. Sütü içmedi. Annesi, “oğlum! Allah sana rahmet etsin, iç!” dedi. “Ona günâh işlemekle rahmetine kavuşmak istemem” dedi ve içmedi…

Bişr-i Hâfî’ye “kuddise sirruh”, ne yiyip, nereden geçiniyorsun? dediklerinde, (Herkesin yediği yerden. Ammâ, yiyip de gülen ile, yiyip de ağlayan arasında çok fark vardır) buyurdu.

Hasan Yavaş’ın önceki yazıları…



2026-08-12 02:00:00

Kategori içindeki yazılar: Hasan Yavaş