“Birini seviyorsan, onun düşmanını sevemezsin”

“Dostun sevdiklerini sevmek, düşmanlarını sevmemek, insanda kendiliğinden hâsıl olur.”

Nîmetullah Nahçıvânî hazretleri Osmanlı âlim ve evliyasındandır. Âzerbaycan’ın Nahçıvân şehrinde doğdu. 1514 (H.920) senesinde Konya-Akşehir’de vefât etti. Nahçıvân’da bulunan kıymetli âlimlerden dersler aldıktan sonra tasavvufa yöneldi. Aldığı mânevî işâret üzerine memleketinden ayrılıp Osmanlı ülkesine gelen Nahçıvânî, Akşehir beldesinde yerleşti. Burada talebe yetiştirdi. Fevâtih-ul-İlâhiyye vel-Mefâtih-ul-Gaybiyye isimli tefsiri meşhurdur.

Bu eserinde şöyle nakleder:

Beden ile ve kalb ile erişilebilecek bütün kemâller, yüksek dereceler, Resûlullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) sevmeye bağlıdır. İnsânın kemâli, bu terâzî ile ölçülür. Bunun için, tâatlerin, ibâdetlerin en kıymetlisi, Allahü teâlânın evliyâsını, dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemektir. Çünkü, Allahü teâlâyı sevmenin en büyük alâmeti budur. Dostun sevdiklerini sevmek, düşmanlarını sevmemek, insanda kendiliğinden hâsıl olur. Seven kimse, bu husûsta deli gibidir. (Bir kimseye deli denilmedikçe, îmanı kâmil olmaz) buyuruldu. Böyle olmayan kimsenin muhabbetten nasibi olmaz. Bu işte, (Uzak olmadıkça, yakınlık olamaz) sözüne uymak lâzımdır. Birtakım câhiller, Hazret-i Ali’yi (radıyallahü anh) sevenin, Eshâb-ı kirâmın büyüklerini sevmemesi lâzımdır diyorlar. Bu sözleri doğru değildir. Çünkü birini sevenin, onun düşmanlarını sevmemesi lâzımdır. Dostlarını değil.

Allahü teâlâ, Fetih sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde, Eshâb-ı kirâm için, meâlen, (Birbirlerine çok merhametlidirler) buyurdu. Birbirlerine (rahîm) olduklarını bildirdi. Bu âyet-i kerime, Eshâb-ı kirâmın, birbirlerine çok ve devamlı merhametli olduklarını gösteriyor. Merhamete uymayan, buğuz, kin, haset ve adâvetin, aralarında hiç bulunmadığını haber veriyor. Hadis-i şerifte, (Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekir’dir) buyuruldu. Merhameti en çok olanın, bu ümmete kin ve adâvet etmesi hiç düşünülebilir mi?

Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma (Benim için, bir amel yaptın mı?) dedi. Yâ Rabbî! Senin için namaz kıldım. Oruç tuttum. Zekât verdim. İsmini zikrettim dedi. Allahü teâlâ, (Namazın sana burhândır [Mümin olduğuna alâmettir]. Oruç [seni Cehennem ateşinden koruyan] perdedir. Zekât, zıldır. Zikir, nûrdur. Benim için ne yaptın?) buyurdu. Yâ Rabbî! Senin için olan amel nedir dedi. Allahü teâlâ, (Sevdiklerimi sevdin mi? Düşmanlarıma düşman oldun mu?) buyurdu. Mûsâ aleyhisselâm, Allahü teâlânın en çok sevdiği amelin, (Hubb-i fillâh ve Bugd-ı fillâh) olduğunu anladı.

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…

Kategori içindeki yazılar: Vehbi Tülek