Her nefeste Rabbini hatırlamak…


İnsan için asıl saadet, Allahü teâlâyı anmaktır. Her işte Rabbinin emrine uygun yaşamaya çalışmak ve gaflete düşmemektir.

Bir nefes alır bir nefes veririz. Her nefes, hayatın yeniden ihsan edilmesidir. Nefes geri çıkmasa yahut verdiğimiz nefesin ardından yenisi gelmese yaşayamayız. Buna rağmen insan devamlı olan bu nimeti çabuk unutur: Nefesini, ömrünü ve bunları vereni.

Allahü teâlâ mealen “Kalbler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” [Ra’d, 28] buyurdu. Bir başka âyet-i kerîmede ise mealen, “Gafillerden olma!” [A’râf, 205] buyuruldu.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât’ın birinci cildinin 93. mektubunda, beş vakit namazı ve sünnetlerini eda ettikten sonra bütün vakitlerde Allahü teâlâyı zikretmek, anmak gerektiğini bildiriyor; “Yerken, içerken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalıdır” buyuruyor.

Bu nasihat, zikrin hayatın dışında kalan ayrı bir meşguliyet olmadığını gösterir. Allahü teâlâyı anmak yalnız tesbih çekmek değildir. O’nu hatırlamak; her işte “Rabbimin emri nedir?” ölçüsünü gözetmektir. Alışverişte helali aramak, konuşurken yalandan ve gıybetten kaçınmak, kul hakkından korkmak, nimette şükretmek, musibette sabretmek, haramla karşı karşıya kalınca sakınmak… Bunların her biri Allahü teâlâyı unutmamanın hayata yansıyan şeklidir.

Kur’ân-ı kerimde mealen, “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız” [İsrâ, 44] buyuruldu. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), “Dilin Allah’ın zikriyle ıslak kalsın” [Tirmizî] buyurdu. Yine, “Rabbini zikredenle zikretmeyenin misali diri ile ölü gibidir” [Buhârî] buyuruldu. Zerreden Arş’a kadar bütün varlıklar Allahü teâlâyı zikrederken, insana düşen de bu büyük zikre gafletle değil, uyanık bir kalble katılmaktır.

Asıl tehlike bir an unutmak değil, unuttuğunu da unutacak kadar gaflete alışmaktır. İnsan günlerini geçirir fakat ömrünün eksildiğini düşünmez; nimetleri görür, vereni hatırlamaz; ölüm haberlerini işitir, kendi ölümünü uzak sanır. Kur’ân-ı kerimde mealen; “Allah’ı unutan ve Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın…” [Haşr, 19] buyuruldu.

Av hayvanı Rabbini zikirden gafil kaldığı vakit avcı ona yaklaşabilir. İnsan da Allahü teâlâyı hatırlamaktan uzaklaştıkça nefis ve şeytanın vesveselerine açık hâle gelir. Haramla karşılaşıldığında, Rabbinin emrini hatırlayıp geri dönmek, zikrin en canlı hâllerindendir. Her nefes bu hâlde olmalıdır…

Nefes almak, verebilmek ayrı ayrı birer nimettir. Bir sonraki nefesin geleceğine dair elimizde hiçbir senet yoktur. Her nefes hem nimet, hem emanet, hem de ömürden ayrılan bir parçadır.

Sa’dî-i Şîrâzî, Gülistân’ının başında bunu şöyle ifade etmiştir: “Alınan her nefes hayatı uzatırken, verilen nefesle kişi rahatlar. Demek ki her nefeste iki nimet vardır: Biri nefesi almak, diğeri nefesi vermektir. Bu durumda bir nefes için iki kere şükretmek gerekir.”

Zikret zikir, bedende iken cânın,
Kalb temizliği, zikri iledir Rahmânın.

Salim Köklü’nün önceki yazıları…


Kategori içindeki yazılar: Salim Köklü