Allah’a kul olunca hayat da güzel, vefat da…

Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır. İnsan, Rabbine iman edip emirlerine uygun yaşamaya başlayınca hayatın yükü hafifler; ölüm de korkulan bir son olmaktan çıkar.Gönlü Allahü teâlâya bağlı bir kul, sevinçte şükreder, sıkıntıda sabreder. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Müminin hâli ne hayret vericidir! … Devamını oku

Sevilen kul olmanın şartları…

Allahü teâlânın sevdiği ve razı olduğu kimse, O’nun rızasına uygun ve tertemiz bir hayat yaşayan kuldur. Evliyanın ve İslam âlimlerinin büyüklerinden Ali Râmîtenî hazretleri, Allahü teâlânın sevdiği ve razı olduğu kul olmanın şartlarını şöyle bildirmiştir:Bu şartların ilki temizliktir. Temizlik yalnız elbisenin, evin ve kullanılan eşyanın temiz olması değildir. Asıl temizlik; kalbi hasetten, kinden, kötü düşüncelerden … Devamını oku

Gökkubbe altında herkes fânidir​…

İnsan, dünyada kalıcı olduğunu zanneder. Hâlbuki her yeni gün ömrün eksildiğini; musalla, makam ve mevkilerin geçiciliğini; kefen ise dünyanın fâniliğini hatırlatır. İnsan, sahip olduğu nimetlere zamanla alışır; sağlığının, malının, makamının ve elindeki imkânların hep böyle süreceğini zanneder. Hâlbuki her nimet bir emanet, ömür ise sınırlı bir sermayedir. Rüzgârlar her zaman gemilerin istediği yönde esmediği gibi, … Devamını oku

Gönülleri fetheden hizmet…

Gönüller zorla değil; samimiyet, merhamet ve edeple, karşılık beklemeden Allah rızası için hizmet ederek kazanılır. İncitmeden ve ihlâsla yapılan her iyilik, gönüllerde kalıcı bir iz bırakır. Çünkü gönül; kazanılması emek isteyen, fakat bazen bir anda kaybedilebilen kıymetli bir emanettir. Gönüller; makamla, imkânla veya çok sözle değil; samimiyet, merhamet, vefa ve fedakârlıkla kazanılır. Gönül almak, kırılmış … Devamını oku

Kötü zandan ve fitneden sakınmak…

Zanla hüküm vermek, araştırmadan duyulan sözleri yaymak ve delilsiz ithamlarla insanları karalamak; fitneye sebep olan büyük günahlardandır. İslâmiyet, insanın şerefini, haysiyetini ve kardeşlik hukukunu korumayı emreder. Mümin, başkasının aleyhinde duyduğu her sözü hemen doğru kabul etmez; doğruluğunu araştırır ve adaletle hükmeder. Çünkü zanla hareket etmek, insanların itibarını zedelemek ve fitne ateşini körüklemek büyük günahlardandır.Doğruluğu araştırılmadan … Devamını oku

Kalp kırmaktan sakınmak!..

Gönül yapmayı en büyük kazanç, kalp kırmayı ise en büyük zarar bilmeli; hiç kimsenin kalbini incitmemeye dikkat etmelidir. Kimsenin gönlünü incitmemek; merhameti, tevazuu, güler yüzü ve tatlı diliyle etrafına huzur ve güven vermek, müminin güzel vasıflarındandır. İnsanın kalbi, Allahü teâlânın nazar ettiği, iman ve muhabbetin yerleştiği çok kıymetli bir yerdir. Bu sebeple kalbi korumak, onu … Devamını oku

“Ameller niyetlere göredir”

Güzel niyet, hayırlı amellere; hayırlı ameller de Allahü teâlânın izniyle hayırlı bir akıbete vesile olur. Müminin en büyük gayesi, Allahü teâlânın rızasını kazanacak bir niyetle yaşamak, buna göre dinin emirlerini yerine getirmek ve ömrünü imanla tamamlamaktır. Bunun için her işinde niyetini güzel yapmalıdır. Çünkü amellerin özü niyettir. Kalbinde hayır bulunan kimse hayra yönelir; niyeti kötü … Devamını oku

Kişiyle uğraşmak kalbi karartır…

Mümin; dedikodu, gıybet, kötü zan ve insanların gizli hâllerini araştırmak gibi kalbi karartan davranışlardan uzak durmalıdır. İnsanların kusurlarıyla değil, kendi vazifemizle meşgul olmak; huzurun ve güzel geçinmenin en doğru yoludur. İnsan, başkalarının hâlini merak etmeye meyillidir. Fakat müminin dikkati insanların ayıplarında değil, kendi vazifesinde olmalıdır. Çünkü başkasının kusuruyla meşgul olmak, çoğu zaman insanı kendi eksiklerini … Devamını oku

Dünya geçici, ahiret ise sonsuzdur…

İnsanın ömrü rüya gibidir, geçicidir; asıl iş, fâni dünyada ebedî ahiret saadetini kazanmaktır. Yani iman edip Müslüman olmaktır. Dünyaya milyarlarca insan gelmiş, bir müddet yaşamış, sonra ölüp gitmişler. Bunların bazıları zengin imiş, bazıları fakir. Kimi güzel imiş, kimi çirkin; kimi zâlim imiş, kimi mazlum. O hâllerinin hepsi geçti, unutuldu. Onların bir kısmı inanmış, Müslüman idi. … Devamını oku

Tövbe edenin günahı affolur

Tövbe, günaha pişman olup Allahü teâlâdan af dilemek, günahtan vazgeçmek ve bir daha yapmamaya karar vermektir. Tövbe edebilmek, Allahü teâlânın büyük nimetlerindendir. Kul, hata ve kusurdan uzak değildir. Bunun için günah işleyince pişman olmalı, Allahü teâlâdan af dilemeli ve aynı günaha dönmemeye karar vermelidir. Kur’ân-ı kerimde meâlen, “Ey müminler, Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz” … Devamını oku

İsraftan sakınmak ve kanaat

İnsan, sahip olduklarıyla değil; kanaati, şükrü ve gönül zenginliğiyle huzur bulur. İsraf bereketi azaltır, kanaat ise berekete ve huzura vesile olur. Yaşadığımız çağ, tüketimin teşvik edildiği bir çağdır. Reklamlar, kampanyalar ve alışveriş imkânları, insana daha fazlasına sahip olması gerektiğini telkin etmektedir. Birçok kimse ihtiyacı olmadığı hâlde yeni eşyalar almakta, kullanılabilecek durumdaki eşyaları değiştirmekte ve “ihtiyaç” … Devamını oku

Teknoloji çağında yalnızlaşan insan…

Bugün birçok insanın şikâyet ettiği huzursuzluk ve yalnızlık hissinin sebeplerinden biri de gerçek beşerî münasebetlerin zayıflamasıdır. Teknoloji, insan hayatını kolaylaştırdı. Haberleşmeyi hızlandırdı, uzakları yakın etti. Fakat zamanla insan, kullandığı araçların hâkimi olmak yerine onların esiri hâline gelmeye başladı… Aynı evde bulunan nice insanlar, farklı ekranlara bakmakta, farklı dünyalarda yaşamaktadır. Eskiden aile fertleri bir araya gelir, … Devamını oku

İnsanın iki ziyneti: Edep ve tevazu

Edepli ve mütevazı insan, yanına en kolay yaklaşılabilen; sözünden incelik, sohbetinden huzur duyulan, gönülleri ferahlatan insandır. Edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, hayâ, nezaket ve zarâfet demektir. Edep, insanın ziynetidir. Edep, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir. Tevazu ise her iyiliğin anahtarıdır. Hadis-i şerifte, “Allah için tevazu göstereni Allah yükseltir” buyurulmuştur. “Toprak ol … Devamını oku