Hayırların, iyiliklerin başı…


“Bütün seâdetlerin [hayırların, iyiliklerin başı] Muhammed aleyhisselâmı tanımak, sevmek, O’na îmân etmek, tâbi ve teslîm olmaktır.”

İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Bütün seâdetlerin [hayırların, iyiliklerin başı], âhır zaman Nebîsi Muhammed aleyhisselâmı tanımak, sevmek, O’na îmân etmek, tâbi ve teslîm olmaktır.” [Bütün felâketlerin başı da bunun tersidir.]

Bir gün Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), Peygamber Efendimize, “Yâ Resûlallah! Ben, zât-ı nebeviyyelerinizi, nefsimden mâadâ, her şeyden daha fazla seviyorum” demiş; O da kendisine: “Nefsinden de daha çok sevmedikçe, îmânın kâmil olmaz” buyurmuştur. Bunun üzerine, “şimdi ben, seni, nefsimden de daha çok seviyorum” deyince, o da ona 3 defa “İşte şimdi yâ Ömer! Îmânın kemâle ermiştir” cevâbını vermiştir.

Peygamber Efendimizin şâirlerinden Hassân bin Sâbit’in (radıyallahü anh) şu sözü ne kadar mânidârdır:

“Ben, Muhammed Mustafâ’dan (sallallahü aleyhi ve sellem) bahsederken, O’nu medhediyor değilim; bilakis O’ndan bahsetmek sûretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.”

Gönüller Sultânı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî‘nin (kuddise sirruh) kelâmı da çok manâlıdır:

“Ben, âlemler genişliğinde bir ağız isterim, tâ ki, meleklerin bile gıpta ettiği O zâttan söz edebileyim.”

Onun, bütün âile efrâdına, yanında bulunan ve hizmet eden kimselere, Eshâb-ı kirâmına, komşularına, hanımlara, çocuklara, gençlere, yaşlılara, yetîmlere, fakîrlere, dışarıdan gelen yerli ve yabancı hey’etlere, müslim ve gayr-i müslim bütün insanlara ve hayvânlara karşı örnek davranışları vardır.

Yüce Rabbimiz: “Peygamber, mü’minlere canlarından evlâdır, ileridir, daha yakındır; [O, mü’minler nazarında kendi nefislerinden, canlarından daha önce gelir; Mü’minlerin, Peygamber’i kendi nefislerinden daha çok sevmeleri gerekir.] O’nun hanımları da onların anneleridir…” [Ahzâb, 6] buyuruyor.

Yine Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır:

(Ey inananlar!) Andolsun ki, size içinizden [kendinizden] öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün [üstünüze çokça titriyen], mü’minlere karşı çok şefkatli ve gâyet merhametlidir.

(Ey Habîbim Muhammed!) Eğer yüz çevirirlerse [sana ve söylediklerine aldırmazlarsa], onlara de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, sâdece O’na güvenip dayanırım. O, yüce Arş’ın sâhibidir, [O, büyük arşın Rabbi’dir.] (Tevbe, 128-129)

Her mü’minin, Resûlullah’ı çok sevmesi lâzımdır. Onu çok seven, çok anar ve çok över. Bir hadîs-i şerîfte de, “Bir şeyi çok seven, onu çok anar” buyuruldu.

Resûlullah’ı çok sevmek lâzım olduğu konusunda, pekçok İslâm âlimi birçok kitap yazmıştır. Çünkü, başta “Sahîh-i Buhârî” olmak üzere, birçok hadîs kitâbında yer alan bir hadîs-i şerîfte, “Bir kimse, beni çocuğundan, babasından ve herkesten dahâ çok sevmedikçe, îmân etmiş olamaz” buyuruldu. Ya’nî o kişinin îmânı olgun olmaz.

Allahü tealâ’yı sevenin, O’nun Resûlü’nü de sevmesi bir vecîbedir, vâciptir, farzdır. Ayrıca onun Ehl-i Beytini, yakın akrabâsını, Sahâbe-i kirâmını, yolunda olan âlim ve velîleri, sâlih kulları da sevmesi lâzımdır.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Kategori içindeki yazılar: Ramazan Ayvallı