“Baba eskidi Sultânım!”

Babaeski’de, Fâtih Sultân Mehmet Hân zamânında yaşamış olan Ahmed Baba Allah dostu bir zât olup, Babaeski’ye adını veren, budur. Ahmed Baba’nın türbesi Harput’a 1,5 kilometre mesâfede, bir vâdi içinde olup, Göllü Bağlar’a giden yolun sağ tarafındadır. Büyük Fâtih, çok sever ve “Baba” derdi bu zâta. Bir gün ikisi yolda karşılaştılar… Seslendi Pâdişah; “Heey, baba!..” “Buyurun … Devamını oku

“Yâ İlâhî! Beni mahcup eyleme!..”

Muhammed Bekrî hazretleri, Allah adamlarındandır. 952 (m. 1545) senesinde Kâhire’de vefât etti. İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin kabri civârına defnedildi. Bu zât bir gün Beytullahın yanında ibâdet ediyordu. Az sonra hizmetçisi geldi. Ve ihtiyâcı için para istedi. Ancak hiç parası yoktu. “Az bekle” buyurdu. Hizmetçi de; “Peki efendim” deyip gitti. Az sonra biri gelip; “Efendim, şu kadar … Devamını oku

“Önce itikadı düzeltmeli…”

Büyük velîlerden İbrâhim bin Usayfir hazretleri, 942 (m. 1535) senesinde Kâhire’de vefât etti. Bir gün süt ikrâm ettiler bu Allah dostuna. Kabûl edip aldı. Fakat içmedi. Ve hızla yere çarptı toprak kâseyi. İkram eden, çok üzüldü buna! Zîrâ anlamamıştı hikmetini. Ama kap kırılıp da içinden ölü bir yılanın çıktığını görünce anladı meseleyi. Mübârek, ona döndü. … Devamını oku

“Kendinizi hiç kimseden üstün görmeyin!”

Büyük velîlerden İbrâhim bin Usayfir hazretleri, 942 (m. 1535) senesinde Kâhire’de vefât etti. Bu zât bir gün sakaları gördü yolda. Ve çağırdı onları. Geldiler yanına. Onlara, medresenin etrafındaki hendekleri gösterip; “Sularınızı buralara dökün!” buyurdu. Birbirlerine baktılar. Emrini de yaptılar. Ama bu işin hikmetini bir türlü anlayamadılar!?. Tâ ki, gece yarısı oldu. O saatte âniden şiddetli … Devamını oku

Eden, kendine eder!

Büyük velîlerden İbrâhim bin Usayfir hazretleri, 942 (m. 1535) senesinde Kâhire’de vefât etti. İyilerin düşmanı çoktur. Bu zâtı da sevmeyenler vardı. Hele biri vardı ki, çok üzüyordu onu. Ama haddini aştı adam… Hakâretlerini gittikçe arttırdı. Bu defâ kalbi incindi mübâreğin… Gadaba gelip; “Eden, bulur!” dedi. O böyle buyurduğu anda, o bedbaht bir yolda yürüyordu ki, … Devamını oku

“Burada, tam sekiz evliyâ var!”

Irak’ta yetişen evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretlerine, bir gün bâzı sevdikleri gelerek; “Efendim, Irak’ta meşhur evliyâlardan kimler var?” diye sordular. Cevâbında; “Bu yerde, tam sekiz evliyâ vardır” buyurdu. Ve saydı her birini tek tek. Ancak sonuncusunu, hiç kimse işitmemişti. Zîrâ sekizinci olarak Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini saymıştı. Merak ettiler. Ve kendisine; “Efendim, biz bu … Devamını oku

“Ben sana itâatle emrolundum!..”

Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretleri zamânında bir gün, çok kuvvetli bir zelzele olmuştu o diyârda. Herkes şaşırmıştı?!. Hazret-i İbni Hüvârâ; “Ey zelzele, sâkin ol!” diye nidâ etti, seslendi. Zelzele dile gelip; “Ey ibni Hüvârâ!.. Ben de sana itâatle emrolundum” diye cevap verdi. Bu sesi orada olanların hepsi İşittiler. Zelzele durdu o anda. ● ● ● … Devamını oku

“Çocuğumu kurtarın!”

Irak’ta yetişen Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretlerinin huzûruna bir kadın gelerek; “Efendim, az önce filân nehirde oğlum boğuldu. Ondan başka da hiç kimsem yok, ben ne yapacağım” diye dert yandı. İbni Hüvârâ sordu: “Peki, ne istiyorsun?” “Oğlumu bana geri ver.” “Boğuldu diyorsun.” “Evet, boğuldu. Ama sen duâ edersen, Rabbim onu diriltir. Azîz ve Celîl olan … Devamını oku

“Tövbe vakti gelmedi mi?..”

Irak’ta yetişen evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretleri; gençlik senelerinde harâmîlik yapar, insanların yolunu keserdi. Adamları vardı yanında. O, hepsinin reîsiydi… Bir gece, çetesiyle tenhâda gidiyordu ki, bir kadının, kocasına; “Korkuyorum, şimdi İbni Hüvârâ gelip bizi yakalar!” dediğini işitti. Ve bir ses duydu… Gâipten geliyor ve; “Ey ibni Hüvârâ! Allah’tan korkma zamânı gelmedi mi?” … Devamını oku

“Üzülme, eski hâllerine yine kavuşacaksın!”

Alî bin Vehb-i Sincârî hazretleri zamânında, Hemedân’da bir kimse vardı ki, “melekût âlemi”ni görüyordu. Bir müddet sonra kaybetti bu hâlini. Çok üzülüp tövbe ve istiğfâr etti! Bu hâlini tekrar kazanabilmek için bir “Allah adamı” aradı diyâr diyâr. Bu zâtı tavsiye ettiler. Çok sevinip çıktı hemen. Geldi bu velîyi ziyârete. Derdini söyleyip himmet ve yardımını ricâ … Devamını oku

“Halka nasîhat et yâ Alî!..”

Alî bin Vehb-i Sincârî hazretleri, Irak’ta yaşıyan büyük evliyâdandır. Yedi yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. On üç yaşında Bağdat’a gitti. Derin âlimlerden ders okudu… Bütün bu ilimlerde tam olarak yetişti. Bir gece rüyâsında Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerini gördü. Büyük sahâbî ona bir “takke” giydirdi. Uyandığında başında buldu takkeyi. Birkaç gün geçti… Ve bir gece yattı. Hızır … Devamını oku

“Ârif kime denir efendim?”

Hallâc-ı Mansur hazretleri, sôfiyye-i aliyye denilen büyük velîlerdendir… Bir gün sevdiklerinden biri bu zâta gelip “Ârif kime denilir efendim?” diye sordu. Büyük velî; “Ârif o kimsedir ki; onu, üçyüzbeş senesinin, Zilkâde ayının bitmesine altı gün kala, bir salı günü, Bağdat’ın bir meydanında; ellerini ve ayaklarını kesip ve gözlerini çıkarıp, baş aşağı olarak îdâm eder, cesedini … Devamını oku

“Sabrın alâmeti nedir efendim?”

Hallâc-ı Mansur hazretleri, 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400 kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi. *** Bir gün bir sevdiği, Hallâc-ı Mansur hazretlerine gelerek; “Sabretmenin alâmeti nedir efendim?” diye … Devamını oku