“Kötü arkadaştan sakın evlâdım!”

Nâfî bin Abdurrahman hazretleri vefât edeceği zaman çocukları; “Bize vasiyet edin?” dediler. Cevâben Kur’ân-ı kerîmden bir âyet-i kerîme okudu. Başını kaldırdı. Ve çocuklarına; “Bu âyette meâlen; (Eğer mümin iseniz Allah’tan korkun! Cehennem ateşine karşı takvâyı elden bırakmayın. Birbirinizle iyi geçinmeyi farz-ı ayn bilin. Allah’a ve Resûlüne itâatten bir nefes ayrılmayın) buyuruluyor” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“Siz her gün misk mi sürünürsünüz?”

Nâfî bin Abdurrahman hazretleri, Tebe-i tâbiîndendir. 169 (m. 785) senesinde Medîne’de vefât etti. Esmer, güzel yüzlü idi. Ahlâkı da pek güzeldi. Yeri gelince mîzaha meyleden, güler yüzlü, hoşsohbet bir zâttı. Konuşurken ağzından “misk kokusu” çıkardı… Ve etrâfa yayılırdı. Bir gün kendisine; “Siz her gün misk mi sürünürsünüz?” diye sordular. Mübârek zât; “Hayır, rüyâmda Resûlullahı gördüm. … Devamını oku

“Ahmaklığın tedâvîsi yoktur!..”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) de Cezîre’de vefât etti… Bir gün, bâzı kişiler, bu velî zâtın oğluna; “Baban bu dereceye ne ile kavuştu?” diye sordular. Oğlu düşündü… Ve cevâbında; “Babam, kavuştuğu bu yüksek derecelere, çok namaz kılmakla ve çok oruç tutmakla değil, ‘ufak bir günah işlerim de Allahü teâlâya âsi olurum’ … Devamını oku

“Dostlarımla aslâ münâkaşa etmedim!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) senesinde vefât etti… Bir gün kendisine; “Efendim, arkadaşlarınızdan hiç ayrılmıyorsunuz ve birbirinize hiç küsmüyorsunuz, bu nasıl oluyor?” diye sordular. Onlara bir baktı. Ve cevâbında; “Çünkü ben, dostlarımla hiçbir hususta, hiçbir gün münâkaşa etmedim ve aslâ etmem” buyurdu. ● ● ● Halîfe Ömer bin Abdülazîz hazretleri, bu … Devamını oku

“Azgınların gideceği yer cehennemdir!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. Bu zât anlatıyor: Bir gün, Eshâb’tan biri, Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Hicr sûresinde; “Şüphesiz o azgınların gideceği yer cehennemdir” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu… Orada Selmân-ı Fârisî hazretleri de vardı. O, bunu işitti. Hüzünlendi . Ve ellerini başına koyup, hemen ağlamaya başladı. Sonra kalkıp ne tarafa gittiğini bilemez hâlde kendinden geçmiş … Devamını oku

“Onlar cahil ve ahmak kimselerdir!”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (Hicrî 116) senesinde Cezîre’de vefât etti… Bir gün bu zâta; “Efendim, hiç çalışmayıp da, rızkımız ayağımıza gelir diyenler hakkında ne buyurursunuz?” dediler. Büyük zât dinledi. Ve cevap olarak; “Onlar hem câhil, hem de ahmak kimselerdir” buyurdu. Sebebini sordular. Cevâbında; “Çünkü İbrâhim aleyhisselâm gibi bir büyük peygamber, hattâ bütün … Devamını oku

“İstiğfârın açmadığı kapı yoktur”

Meymun bin Mihrân hazretleri, Tâbiîn’in büyüklerindendir. 734 (H. 116) da Cezîre’de vefât etti… Bir gün misâfirleri geldi. Hizmetçisine seslenip; “Misâfirlerimize, yiyecek ve içecek bir şeyler getir” dedi. Hizmetçi; “Peki efendim” dedi. Ve mutfağa girip, çorba pişirdi. Tabaklara koydu. Ve sıcak çorbaları misâfirlerin önüne koymak için gelirken ayağı takılıp düştü! Sıcak çorba, Meymun hazretlerinin başından aşağı … Devamını oku

“Gençlerin ibâdeti daha kıymetlidir?”

Mansur bin Mu’temir hazretleri, Tâbiîn’den olup, hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. Irak hükümdârı Yûsüf bin Ömer, bu zâta Kûfe kadılığını teklîf etti kendisine. O kabûl etmedi. Tekrar teklîf etti. O, yine reddetti. Ne kadar ısrâr ettiyse de kabûl etmedi. Sonunda; “Kabûl etmezsen seni hapsederim” dedi. Kabûl etmedi. Ve hapse girdi… ● ● ● Bu zât sohbetlerinde; … Devamını oku

“Şükretmek nasıl olur efendim?”

Mansur bin Mu’temir hazretleri, Tâbiîn’den olup, hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 132 (m. 749) senesinde vefât etti. Kırk sene gündüzleri oruç tuttu. Geceleri namaz kıldı. Az yer, az uyurdu. Ama çok ağlardı! Hattâ çok ağlamaktan gözleri az görürdü! Annesi bir gün; “Bu kadar ağlama oğlum, kendini helâk ediyorsun!” dedi. Cevâbında; “Üzülme anne” dedi. “Niçin?” deyince; “Anneciğim … Devamını oku

“Senden râzıyız ve seni affettik!..”

İbrâhim bin Ebî Abele hazretleri, Tâbiîn’den olup hadîs âlimlerindendir. 152 (m. 769) da vefât etti. Kendisi anlatır: Halîfe Hişam bin Abdülmelik, bana haberci gönderip, sarayına çağırdı. Yanına vardım. Bana iltifat edip; “Biz senin küçüklüğünü, büyüklüğünü ve her hâlini biliriz. Seni, işlerimde kendime yardımcı yapacağım. Bu sebeple Mısır’ın haracı üzerine, seni tâyin ettim” dedi. Hiç sevinemedim. … Devamını oku

İlim bir hazîne, anahtarı ise öğrenmektir!

Mısır’da yetişen meşhûr fıkıh âlimlerinden Hayve bin Şüreyh hazretleri, bir gün şunu anlattı: Sevgili Peygamberimiz, bir gün Eshâb-ı kirâm’a; “Cennette öyle köşkler vardır ki, içinde bulunan kimse her dilediği yeri görür ve dilediği her yere kendini gösterir” buyurdu. Bir sahâbî kalktı. Ve Efendimize; “Yâ Resûlallah! Böyle köşkler kimlere verilecek?” diye sordu. Resûl-i ekrem; “Güzel huylu, … Devamını oku

“Ben, Allah rızası için veriyorum!”

Mısır’da yetişen meşhûr fıkıh âlimlerinden Hayve bin Şüreyh hazretleri, Allah dostlarından bir mübârek zâttır. Eline, zenginlerin ihsânı olarak çok altın ve gümüş geçerdi. Ama harcamazdı. Fakîrlere verirdi. Hattâ eline geçtiği andan itibâren evine gelinceye kadar, yolda hepsini dağıtır, evine geldiğinde onların hepsini yatağının altında bulurdu. ● ● ● Bir akrabâsı vardı. O, buna vâkıf oldu. … Devamını oku

“Hiç kimseyle münâkaşa etme!”

Mısır’da yetişen meşhûr fıkıh âlimlerinden Hayve bin Şüreyh hazretleri, Allah’tan çok korkar ve bu korku sebebiyle çok ağlardı. Gözyaşı dökerdi! Biri anlatıyor ki: Hayve, sıkıntı içinde ve fakîr olarak yaşar, fakat bu hâlinden hiç şikâyet etmezdi. Bir gün ona gittim. Sohbetten sonra; “Efendim, fakîrlikten kurtulmam için bana duâ buyurun” dedim. Sağa sola baktı. Yerden bir … Devamını oku