“Sen bunun için yaratılmadın!”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri henüz çocuktu ki, tarlaya, çift sürmeye gitti. Hayvan dile geldi ve; “Ey Abdülkâdir! Sen bunun için yaratılmadın” deyiverdi. O, bu sesi duydu. Korkup eve geldi ve annesine; “Anneciğim! Bana izin verirsen Bağdat’a gideceğim” dedi. Annesi sordu: “Orda ne yapacaksın?” “İlim tahsil edeceğim.” Kadıncağız; “Pekâlâ evlâdım” dedi. Koltuğunun altına “kırk altın” dikti. Ve … Devamını oku

“O, benim evlâdımdır”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri (rahmetullahi aleyh) hem seyyiddir, hem de şerîf. Doksanbir yaşında, Bağdat’ta vefât etti. Doğduğunda, babası, tam altmış yaşındaydı. Annesi de yaşlanmıştı. İkisi de evliyâdandı. Ve Resûlullahın evlâdı idiler. Abdülkâdir henüz doğmamıştı ki, bir gün önce, babası rüyâ gördü. Şöyle ki; Peygamberimiz, ona; “Allahü teâlâ, sana bir erkek evlât verecek. O, benim evlâdımdır, ileride … Devamını oku

Onu bizzat îmâna dâvet etti…

Osmân bin Talha (radıyallahü anh), Mekke’de, Kâbe Kayyımlığıyla vazîfeliydi. Sülâlesi, câhiliye devrinde, Kâbe-i Muazzama’nın kapı anahtarını taşırdı. Peygamber Efendimiz, hicretten önce, bizzat, onu îmâna dâvet etti. Ama o, kabûl etmedi. Bununla da kalmadı. Resûlullah Efendimizi Kâbe’ye sokmak istemedi. Efendimiz ona; “Yâ Osmân, dilerim ki, bir gün gelir, sen beni; (Bu anahtarı nereye isterseniz koyarsınız, kime … Devamını oku

“Senin sevgin gönlüme düştü”

(Dünden devâm) Osmân bin Maz’ûn, Efendimize; “Kalbime îmân yerleşti. Senin sevgin gönlüme düştü. Doğru söylediğine inandım” dedi. Ve müslüman oldu… Efendimizi sevdi. Müslüman olduktan sonra da evine gitti. Ailesine de İslâm’ı anlattı. Onlar da İslâm’la şereflendiler. Bir müddet yaşadı. Sonra hasta oldu. Nihâyet hicretten otuz ay sonra ebedî âleme göçtü. Medîne’de ilk vefât eden Sahâbî … Devamını oku

“Ne yaptığımı gördün mü?”

Resûlullah Efendimiz bir gün Mekke’de, evinin yanında otururken Osmân bin Maz’ûn oradan geçiyordu. Resûlullah’a baktı. Ve tebessüm etti. Efendimiz sordu: “Biraz oturmaz mısın?” O, bu teklîfi kabûl etti. Ve gidip yanında oturdu. Resûlullah Efendimiz konuşurken bir ara mübârek gözlerini göğe dikti. O esnâda Resûlullah’ın, Osmân bin Maz’un ile ilgisi kalmamıştı. Bir müddet geçti… O hâl … Devamını oku

“Allah’tan âfiyet isteyiniz”

Tâbiîn’in büyüklerinden Cübeyr bin Nüfeyr hazretleri, 699 (H. 80) senesinde vefât etti. Kendisi anlatıyor: Hazret-i Ebû Bekr (radıyallahü anh) bir gün Medîne-i Münevvere’de, Peygamber Efendimizin minberinin yanına geldi. Orada durdu. Çok da ağladı. Ve o cemâate; “Ey insanlar! Allahü teâlâdan âfiyet dileyiniz. Çünkü Allahü teâlâ kullarına, îmândan sonra âfiyet gibi bir nîmet vermemiştir” buyurdu. ● … Devamını oku

“Mümin, ekmek ve su gibidir…”

Büyük velîlerden Câfer Mekkî hazretleri 1721 (H.1134) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Bir zaman bâzı hasetçiler bu zâtı öldürmek için gizlice Harem-i şerîfe gittiler. Bu zât her gün oraya giderdi. Orada namaz kılardı. Bunu biliyorlardı. Ve oraya gittiler. Ancak o gün, Câfer Mekkî hazretleri gelmeyip, talebelerini göndermişti. Bu defâ cumâ günü evinin civârına gidip, cumâ … Devamını oku

Söz dinlemeyen kervancıbaşı

Büyük âlim ve velîlerden Câfer Mekkî hazretleri 1721 (H.1134) senesinde Mekke-i mükerremede Hakkın rahmetine kavuştu. Mekke-i Mükerreme’deyken yanına bir kervancıbaşı geldi. Ve Medîne-i Münevvere’ye gitmek istediğini bildirdi. İzin talep etti. Ve duâ istedi. O mübârek de; “Şimdi gitmeyiniz!” buyurdu. Adam birkaç gün sonra tekrar gelip, izin istedi. Câfer Mekkî hazretleri yine izin vermedi. Ancak kervancıbaşı … Devamını oku

“Bana hâkimlik teklif etmeyin!”

Câfer bin Abdürrahîm Kilâî büyük âlim olup, 1067 (H.460) senesi Cünd şehrinde vefât etti. Cünd vâlisi, bu zâta haber gönderip, insanlara doğru yolu göstermesini ricâ etti. Câfer Kilâî hazretleri; “Bir şartla” buyurdu. “Şartın nedir? “Bana hâkimlik teklif etmeyeceksiniz.” Vâli şartı kabul etti. O da insanlara İslâmiyeti öğretmeye başladı. Bir zaman sonra Süleyhî adında yeni bir … Devamını oku

“Kasîdeni dinlemek isterim”

Büyük velîlerden Busayrî hazretleri, 1295 (H.695) senesinde Mısır’da, İskenderiyye şehrinde vefât etti. Kurâfe Kabristanı’nda, İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin yanına defnolundu. Bir kasîdesi var. “Kasîde-i Bürde”… Şöyle anlatılır: Bu zât yaşlandı. Ömrünün sonunda felç olup bedeninin yarısı hareketsiz kaldı. Allahü teâlâya, şifâ vermesi için yalvardı. Bir kasîde yazdı. Resûlü methetti. Ve bir gece rüyâda, Resûlullaha okudu bu … Devamını oku

“Oğlum esir düştü, yardım edin!”

Endülüs’te yetişen velîlerden Bekâ bin Mahled hazretleri, 986 (H.376) senesinde vefât etti. Bu zâtn duâsı makbûldü. Bir gün yanına bir “kadın” geldi. Huzûruna girdi… Ve kendisine; “Oğlum esir düştü. Onu kurtaracak imkânım yok… Bana yardımcı olur musunuz?” dedi. Bekâ bin Mahled; “Sen git bacım. Biz inşallah ilgileniriz” buyurunca, kadın gitti. O, başını eğdi. Allah’a duâ … Devamını oku

“Bana elinde bayrakla gel!..”

Hak dostlarından Bayraklı Sultân diye tanınan Yûnus Mürebbî hazretleri, 1204 senesinde Selçuklu kumandanlarından Hüsâmeddîn Çoban Bey komutasındaki orduyla Kastamonu’nun fethine katıldı. Çok gençti… Ama dinçti. Bir gün komutanın huzûruna çıktı. Selâm verdi… Ve kendisine; “Kumandanım, izin verirseniz ben bayraktar olmak istiyorum” dedi. Heyecânlıydı! Kumandan ona baktı. Çocuk sayılacak yaşta olduğunu görünce; “Hayır, sen henüz küçüksün” … Devamını oku

Papazları susturan mübarek zat…

Büyük velîlerden Cemâleddîn-i Geylânî hazretleri Kazvin’de ikâmet ederdi. Bir gün Bizans hükümdârının sarayında, imparatorun meclisinde papazlarla münâzaraya oturmuştu. Papazlar geldi. Sonra oturdular. Birbirleriyle bir müddet fısıldaştıktan sonra Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) ile ilgili olan “iftirâ” hâdisesini konuşmaya başlayınca, bu büyük velî gadaba geldi. Papazlara döndü. Sertçe bir baktı! Sonra Hazret-i Meryem ile Hazret-i Âişe’yi kastederek; … Devamını oku