Seyyidlere hürmet böyle olur…

İmâm-ı Şâfiî hazretleri, bir gün Bağdat Câmiinde talebeye ders veriyor, ikide bir kalkıp kalkıp oturuyordu. Nihâyet ders bitti. Huzûruna vardılar. Ve ona sordular ki: “Efendim, ders esnâsında tekrar tekrar kalkıp oturdunuz, hikmeti neydi?” Büyük İmâm, onlara; “Bir seyyid çocuk kapı önünde oynuyor ve oyun îcâbı sık sık kapı önünden geçiyordu. O çocuğun her geçişinde ayağa … Devamını oku

Kabîle reîsinin kızı…

Sâbit bin Kays “radıyallahü anh”, Ensâr-ı kirâmdandır. Peygamber Efendimizin hatîbi olmakla şereflenmiştir. Resûlullah Efendimiz, Müreysî Gazâsında alınan esîrleri Eshâbına paylaştırdı. İçlerinde bir hanım vardı. İsmi “Cüveyriyye” idi. Kabîle reîsinin kızıydı. Cüveyriyye, Hazret-i Sâbit bin Kays ile onun amca oğluna düştü. Onlarla dokuz altın karşılığı, âzad olmak için anlaştılar… Cüveyriyye’nin babası Dırar bin Hâris, kızının fidyesini … Devamını oku

“Ne olur beni affet!”

Evliyânın büyüklerinden, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin torunlarından Cezîrî hazretleri vardı. Bir gün Kahire’ye geldi. Orada birini gördü. İbn-ül Enbâbî’yi… Bu kişi, evliyâ zâtlardan İsmâil Enbâbî hazretlerinin torunuydu. Cezîrî hazretleri, işte bu İbn-ül-Enbâbî’ye uğradı. Ancak o, üzdü bu zâtı. O da, kendisine yapılan bu “çirkin” muâmeleyi, dedesine kalben arz etti. Dedesi, Gavs-ı âzam Abdülkâdir-i Geylânî hazretleriydi. … Devamını oku

“Onun şeytan olduğunu nasıl bildin?”

Bir gün Gavs-ül âzam Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, pek fazla susamıştı. Ama içecek “su” yoktu… Zîrâ çölün ortasındaydı. Hak teâlâ ona bir “bulut” gönderdi… O, buluttan bir “yağmur” boşandı. Kana kana içip ferahladı… O ara bir “ışık” belirdi. Buluttan bir “ses” duydu… Kendisine hitâb ediyordu. Kulak verip dinledi. O ses diyordu ki: “Ey Abdülkâdir! Ben senin … Devamını oku

“Mümin cehenneme girer mi?”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini, bir ramazan gününde yetmiş kişi iftâra çağırdılar. Büyük velî, her birine; “İnşallah gelirim” buyurdu. Ve hepsinin dâvetine gitti. Kalplerini hoş etti. Ertesi gün oldu. O yetmiş kişinin her biri; “Hocamız dün iftârı bizim evde yaptı” diyorlardı. Nitekim bunlardan ikisi karşılaştı o gün. Biri çok sevinçliydi… Öbür kimseye; “Biliyor musun, Geylânî hazretleri, dün … Devamını oku

“Kürsüye çık ve vaazına devâm et!”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri bir gün talebeleriyle sohbet ediyordu ki, gencin birinin abdest tâzelemesi icâp etti. Ancak çıkmak hayli zordu. Zîrâ izdiham vardı câmide. Gavs-ı âzam anladı… Talebe sıkıntıdaydı. Ona, bir “nazar” etti. Genç bir “sahrâda” buldu kendini. Hem de bir çeşme başında. İçinden geçirdi ki: “Bu, hocamın kerâmeti.” Çeşmeden abdest aldı. Kendini câmide buldu. Gördü … Devamını oku

“Oğlumu, size teslim ediyorum”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri zamânında bir kadın, yanına küçük oğlunu aldı. Bu zâtın dergâhına vardı. Ve huzûruna çıkarak; “Ey efendim! Oğlumu, size teslim ediyorum. Eti sizin, kemiği benim” dedi. Büyük velî kabûl etti. Ve ona buyurdu ki: “Peki bacım, gidebilirsin…” Ve ilk olarak, “nefisle mücâhede” emrini verdi çocuğa. Çocuk az yiyordu. Ve az uyuyordu. Günden güne … Devamını oku

“Üzüntü için istiğfâr okuyun”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini bir kimse ansızın görse, elinde olmadan dehşete kapılırdı! Bir talebesi anlatıyor: Hocama, kırk sene, devâmlı hizmet ettim. Bu müddet zarfında, yatsı abdestiyle sabah namazlarını kılardı hep. Resûlullaha sevgisi çoktu. Zâten Onun evlâdı oluyordu. Bir gün, bu sevgi ve aşkla ziyâretine geldi. Ravdasına yüz sürdü. Gözyaşlarıyla ağladı! Kırk gün böyle ziyâret etti. Kırkıncı … Devamını oku

Medresenin şifâlı suyu ve otu…

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri zamânında Bağdat’ta bir tâun (veba) hastalığı yayılmıştı. Çok üzülüyorlardı! Gavs-ül âzama gelip; “Efendim, bize bir yol gösterin, mahvolduk!” dediler. Büyük velî, onlara; “Bu illetin şifâsı, bizim medresemizin önündeki otlarda vardır” buyurdu. Gerçekten şifâ oldu. Ancak otlar tez bitti. Tekrardan gelip; “Efendim, otlar iyi geldi. Ama maalesef ahâlinin hepsine kâfi gelmedi, şimdi ne … Devamını oku

“Bu iddianı nasıl ispat edeceksin?”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, bir gün bir yerden geçerken iki kimseyi gördü. Münâkaşa ediyorlardı. Biri Hristiyan, öteki Müslümandı. Onlara yaklaştı ve sordu: “Niçin münâkaşa edersiniz?” Müslüman arz etti ki: “Efendim, bu kimse, (Bizim Peygamberimiz, sizinkinden üstündür) diyor. Büyük zât, Hristiyana sordu: “Sen, bu iddianı nasıl ispat edeceksin?” O dedi ki: “Bizim peygamberimiz ölüyü diriltirdi, onun için … Devamını oku

“Rabbim beni kurtardı”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri zamânında, Bağdat’ta bir kadın vardı. Bu büyük zâtı çok seviyor, darda kaldığı vekit ondan “imdât” istiyordu. Bir de ahlâksız biri vardı. Ve âşıktı bu kadıncağıza. Onu gizli gizli tâkip ediyor, hep peşinden gidiyordu… Bir gün uzun bir yola çıktı bu kadıncağız. O adam da arkasından… Kadın, dağda giderken akşam oldu. Gecelemek üzere … Devamını oku

“Yetiş yâ gavs-ı âzam!”

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini sevenlerden bir âlim, bâzı talebesiyle bir yere gidiyordu… Derken, siyah bir yılan gördü yerde. Bastonuyla vurup, öldürdü! O anda âlim gözden kayboldu. Bir saat sonra geldi. Talebeleri; “Merak ettik hocam, ne oldu?” diye sordular. O da şöyle anlattı: Öldürdüğüm o yılan, “cin”miş. Cinler beni tutup, denizin dibinde, pâdişahlarının huzûruna çıkardılar. Yerde, bir … Devamını oku

Melekler sohbetini dinlerdi…

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri “rahmetullahi aleyh”, büyük İslâm âlimi ve evliyânın büyüklerindendir… Sözlerini yazmak için, “dörtyüz kişi” hazır idi. Katı kalpli bir kimse onu görseydi, kalbi yumuşardı. Yüzünü kim görseydi, o an ‘Allah’ı hâtırlardı. Câmiye giderken, halk yollara dökülür ve mübârek yüzünü görmek için heyecânla beklerlerdi. Onun dergâhında her gün binlerce kişi, yemek yerdi. Hizmetçisi, her … Devamını oku