“Duâlarımızın kabul olmasının şartları vardır”

Muhammed bin Sükâ hazretlerine, bir gün kendi yeğeni bir suâl sordu. Cevâbını beklerken bu velî ağlamaya başladı! Yeğeni şaşırdı tabii! Sordu hemen: “Amcacığım, niçin ağlıyorsunuz?” Cevâbında; “Ey kardeşimin oğlu! Bu mühim mevzûyu, sana bugüne kadar niçin öğretmediğime üzülüp ağlıyorum” dedi. ● ● ● Yine bir sohbetinde; “Allahü teâlâ, müstahak olmayan hiçbir kimseye azap yapmaz. Azap … Devamını oku

“Müminlere ikrâm etmek hoşuma gidiyor”

Muhammed bin Sükâ hazretleri; Tâbiîn’den olup çok ibâdet etmesi, dünyâya düşkün olmaması ve cömertliğiyle tanınmıştı. Allah’tan korkardı! Ve çok da ağlardı! Muhammed bin Münkedir; “Yâ İbni Sükâ! Sana en hoş gelen amel hangisidir?” diye sordu. Cevâbında; “Mümin kardeşlerimi sevindirmektir” dedi. Ardından sordu: “Ondan sonra nedir?” Cevâbında; “Mümin kardeşlerime ikrâm etmektir” buyurdu. ● ● ● Bâzıları … Devamını oku

“Duâ etmemek, kederlerin en büyüğüdür”

Tebe-i tâbiîn’den Muhammed bin Nadr el Hârisî hazretleri, Kûfe’nin en âbidi diye tanınır. Yanında ölümden bahsedildiği zaman çok mahzunlaşır ve kemiklerinden “gıcırtı” sesleri gelirdi. Bu zâtın, Müslim isminde bir kimseden alacağı vardı. Ona haber gönderip; “Falan gün geleceğim, alacağımı hazırla” dedi. O da parayı hazırladı. Ama gidip de almadı. Ona, birini gönderip; “Sendeki alacağımı almaktansa, … Devamını oku

Dünyâdan soğumak için…

Tebe-i Tâbiîn’den Muhammed bin Nadr el Hârisî hazretleri, Kûfe’nin en çok ibâdet edeni diye tanınır. Kûfe’de yaşadı. Orada vefât etti. Bir sevdiği anlatıyor: Bir gün Muhammed’in kabristandan geldiğini gördüm. Yanına gittim. Ve suâl ettim: “Kabristana çok sık gidiyorsunuz, hikmeti nedir acabâ?” Cevâben; “Kabristana gidince, dünyâdan soğuyor, âhirete yaklaşıyorum da onun için” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“Allah dostları, feyiz gelmesine vâsıtadır”

Halîfe Ebû Câfer Mansur, Mis’ar bin Kedam hazretlerine kadılık teklîf etti bir zaman. Büyük velî; “Ey Halîfe! Ben ailemin nafakasını teminde zorlanırken, kadılık gibi mühim bir işi nasıl yaparım?” dedi. Halîfe onu sevdi. Bu işten vazgeçti. Ve ona sevgiyle bakıp; “İmkânım olsaydı, her gün sana yaya olarak gelir, ilminden istifâde ederdim” dedi. ● ● ● … Devamını oku

“En zor iş, hakkı bâtıldan ayırmaktır”

Büyük hadîs âlimlerinden Mis’ar bin Kedam hazretleri, 155 (m. 772) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Allah’tan çok korkardı! Kıyâmet günü hâtırına gelince ağlar, orada bulunanlar onu teselli ederlerdi! Bir annesi vardı. Yaşlı ve hastaydı. Hizmetinden ayrılmaz ve; “Eğer annemin hizmeti olmasaydı, o zaman yardıma muhtaç olan insanları arar, bulur ve onlara hizmet ederdim” derdi. ● … Devamını oku

“Duâmın kabul edildiğini bilirim”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bu mübârek zât anlatır: Sâlihlerden biri vardı ki; “Rabbimin beni andığı zamânı biliyorum” dedi. Arkadaşları sordu: “Nasıl biliyorsun?” “Kolay” dedi. “Nasıl kolay?” dediklerinde; “Ben Allahü teâlâyı andığım zaman O da beni anıyor. Çünkü Allahü teâlâ; (Kulum beni anınca, ben de kulumu anarım) … Devamını oku

“Ey kulum! Dünyada beni andın mı?”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bu zât anlatıyor: Mümin, kıyâmet gününde Allahü teâlânın huzûrunda durur. Allahü teâlâ; “Ey kulum! Sen dünyâdayken bana ibâdet eden kullarımla berâber ibâdet ediyor muydun?” diye sorar. Kul cevap verir: “Evet yâ Rabbî!” Ve yine sorar ki: “Ey kulum! Dünyâdayken bana duâ edip … Devamını oku

“Ağlamayan gözde hayır yoktur”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Bir ara gözleri rahatsızlandı. Bir tabîbe gitti. Tabip de baktı. Ve ona dedi ki: “Bir husûsa dikkat edersen, gözlerin iyi olur.” Hazret-i Sâbit sordu: “O nedir ki?” “Ağlamayacaksın.” Hazret-i Sâbit; “Ağlamayan gözde hayır yoktur!” buyurdu. ● ● ● Yine bu zât anlatıyor: … Devamını oku

Geceleri hep ibâdet eden mübarek zat

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, geceleri kalkar, hep ibâdet ederdi. Çoluk çocuğuna da; “Kalkın, Allahü teâlâya ibâdet edin. Unutmayın ki; gece kalkıp ibâdet yapmak, kıyâmetin şiddet ve dehşetinden daha hafiftir” derdi. Çok âbid idi. Sevdiklerine; “Biz öylelerine yetiştik ki, çok namaz kılmaktan, başlarını yastığa koyacak vakit bulamazlardı” derdi. *** Yine o anlatır: … Devamını oku

“Şimdi ektiğimi biçiyorum…”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri şöyle anlatıyor: Bir mümin; Allahü teâlâdan bir şey isterse, Allahü teâlâ bu iş için Cebrâil Aleyhisselâm’ı vazîfelendirir. O kul “sâlih” ise, Hazret-i Cibrîl’e; “Bu kulumun ihtiyâcını yerine getirmekte acele etme. Çünkü ben, o kulumun sesini duymayı seviyorum” buyurur. Eğer “fenâ kul” ise; “Yâ Cebrâil! Onun isteğini hemen … Devamını oku

“Müminleri sevindir”

Tâbiîn’in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri, 737 (H.120) senesinde vefât etti. Zâhid, âbid, müttekî bir zâttı. Enes bin Mâlik radıyallahü anh, onu çok severdi. Bir gün onu gördü. Ve dikkatle bakıp; “Senin gözlerin, Resûlullah’ın gözlerine ne kadar da çok benziyor” dedi ve Resûlullah’ı hâtırlayıp çok ağladı! ● ● ● Vefât ettiğinde defnedip mübârek … Devamını oku

Attaki mızraklı ve heybetli zat!..

Rebîa bin Ebî Abdurrahman hazretleri, Tâbiînin büyük hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 137 (m. 753) senesinde vefât etti. Babası Ferruh, Horasan tarafına gazâya giderken hâmile olan hanımına “üç bin dînar” verdi. Ve helâlleşip yola çıktı… Yirmi yedi sene sonra eve döndü. At üstündeydi. Ve mızraklıydı. Atından inip mızrağıyla kapıya vurdu. Kapı açılıp da karşısında yakışıklı bir … Devamını oku