Ahireti düşünerek hep ağlayan zat!..

Tâbiîn-i kirâmdan Âmir bin Abdullah hazretleri bir cenâze görseydi kendinden geçer ve âhiretteki hâlini düşünürdü. Şöyle ki; “Ölüm meleği rûhumu güç mü alır, kolay mı? Kabre girdiğimde mezarım vücûdumu sıkıp da kemiklerimi birbirine geçirir mi? Suâl meleklerine nasıl cevap veririm? Amel defterim sağımdan mı verilir, yoksa solumdan mı?” Hep bunları düşünüp kendinden geçer ve ağlayıp … Devamını oku

“Çabuk söyle, işim âcil!..”

Âmir bin Abdullah hazretleri, Tâbiîn-i kirâmdan bir büyük velîdir. Bir gün bir kimse onu görüp istifâde etmeye gelmişti kendisinden. Baktı ki, namâz kılıyor. Başladı beklemeye. Büyük velî selâm verdi. Onu görünce; “Safâ geldin kardeşim!.. Bana bir şey diyeceksen çabuk söyle ki, işim âcildir” buyurdu. Adam şaşırdı ve; “Hayırdır efendim, bu kadar âcil işiniz nedir?” diye … Devamını oku

“Huzûrun kaynağı, toprak gibi olmaktır!”

Âmir bin Abdullah hazretleri, Tâbiîn-i kirâmdan bir büyük velî olup, 124 (m. 741) târihinde vefât etmiştir. Âhiret derdiyle dertlenmişti. Ölüm ve sonrasını düşünür, Resûlullah’ın aşkıyla yanardı. Namâza durduğunda, kendinden geçer, tamâmen sıyrılırdı dünyâ düşüncesinden. Bir gün bu zâta; “Efendim, siz namâza durunca hâtırınıza hiç dünyâ düşüncesi gelmez mi?” diye sordular. Cevâbında; “Allah’ın huzûrundayken bir şey … Devamını oku

“Beni Hindistan’a iletir misin?”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi Süleymân bin Mihrân hazretleri, şöyle anlatıyor: Azrâil aleyhisselâm, “insan” sûretine girerek Süleymân aleyhisselâma uğrayıp, oradaki bir adama dikkatle baktı. Adam da bunu fark etti. Sonra Hazret-i Azrâil gitti. O kimse çok korkmuştu! Süleymân aleyhisselâma; “Yâ Nebiyyallah! O giden kimdi?” diye sordu. Süleymân Peygamber; “Azrâil aleyhisselâmdı” deyince; “Ben, onun o bakışından … Devamını oku

“Sertlik, hiçbir yerde geçer akçe değildir!”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi Süleymân bin Mihrân hazretleri, 148 (m. 765)’de vefât etti. Bu zât bir gün bir gence; “Güzel ahlâkın en güzeli nedir, bilir misin?” diye sordu. Delikanlı arz etti ki: “Bilmiyorum efendim.” Büyük zât; “İnsanlara yumuşak davranmaktır. Sertlik, ne ailede, ne iş yerinde, ne de devlette geçer akçe değildir” buyurdu. ● ● … Devamını oku

“Haram, ateş gibidir evlâdım!”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi olan Süleymân bin Mihrân hazretleri, 148 (m. 765) de vefât etti. Bu zât, uykudan uyandığında su bulup abdest alması gecikecekse, teyemmüm ederdi. Kendisine; “Az bir zaman için teyemmüm etmenizin sebebi nedir?” dediler. Cevâbında; “Abdestsiz ölmekten korkuyorum! Çünkü ölümün ne zaman geleceği belli değil” buyurdu. ● ● ● İmâm-ı Âzam hazretleri, … Devamını oku

“Kendine nasîhat eden yine kendin ol!..”

Tâbiîn’den bir büyük âlim olan Rebî bin Heysem hazretleri, 68 (m. 687) senesinde vefât etmiştir. Bâzan içinden; “Ey Rebî! Dağlar ve yeryüzü, müthiş bir sarsıntıyla sarsılıp parça parça dağılarak kıyâmet koptuğu zaman senin hâlin nice olur?” derdi. Ardından uzun uzun ve hıçkırarak ağlardı. Bir gün ona sordular: “Nasıl sabahladın?” Cevâben; “Günahkâr bir hâlde sabahladım. Rabbimin … Devamını oku

“Bu dediklerini Allahü teala işitiyor!”

Tâbiîn’den bir büyük âlim olan Rebî bin Heysem hazretleri, 68 (m. 687) senesinde vefât etmiştir. Bir gün bir kişi, kendisine kötü söz söylemişti. Çok üzüldü. O kimseye; “Bu dediklerini Allah işitiyor. Şâyet ben âhirette hesaptan kurtulup da Cennete girersem, bu sözlerinin bana hiç zararı olmaz” buyurdu. Ve ilâve etti: “Ama eğer Cehenneme düşersem, o zaman … Devamını oku

“İşte Allah korkusu budur!..”

Tâbiîn’den bir büyük âlim olan Rebî bin Heysem hazretleri, 68 (m. 687) senesinde vefât etmiştir. Bu zât dışarıda yürürken, haram görmemek için etrâfına bakmaz, dâima “başı önünde” yürürdü. Bu yüzden, onu “kör” zannederdi insanlar. Hâlbuki kör değildi. Harama bakmıyordu. Nitekim bir gün, Abdullah bin Mes’ûd hazretlerinin hanımı, bu zâtın geldiğini gördü. Ve beyine dönüp; “Senin … Devamını oku

“Bu kuşlar ne diyor?”

Tâbiîn-i kirâm’dan Muttarif bin Abdullah hazretleri, 95 (m. 713) yılında Basra’da vefât etmiştir. Bu zât bir gün Efendimizin hadîs-i şerîflerini naklederek bir şey anlatıyordu. Cemaatten biri; “Bize yalnız Kur’ândan söyle!” deyiverdi. Mübârek üzüldü! Velâkin kızmadı. O kişiye dönüp; “Biz de zâten kendisine vahiy gelen ve murâd-ı ilâhîye tam vâkıf olan Hazret-i Peygamberin sözlerini naklederek Kur’ân-ı … Devamını oku

İmânla ölmekten büyük bir nîmet yoktur!

Tâbiîn-i kirâmdan Muttarif bin Abdullah hazretleri, 95 (m. 713) yılında Basra’da vefât etmiştir. Allah dostu bir velî idi. Bu zât sohbetlerinde; “Bir kulun içiyle dışı bir olursa Allahü teâlâ hazretleri, o kulu beğenir ve onun için; ‘İşte benim gerçek kulum budur’ buyurur” derdi. ● ● ● Bir gün de sohbetinde; “Âhirette azâba düşen bir kulun, … Devamını oku

“Sen adam öldürmüşsün!”

Tâbiîn-i kirâmdan Muttarif bin Abdullah hazretleri, 95 (m. 713) yılında Basra’da vefât etmiştir. Biri bu zâtı yalancılıkla suçladı. Mübârek zât, kalbinden; “Yâ Rabbî! Bunun cezâsını ver” diye duâ etti. Adam birden fenâlaştı! Sonra da yere düştü… Koştular, ama ölmüştü! Kadı, bu zâtı çağırıp; “Sen adam öldürmüşsün!” dedi kendisine. O ise cevâben; “Hayır, ben sâdece duâ … Devamını oku

“Rabbimizden ne gelirse râzı olmalıyız”

Tâbiîn-i kirâmdan Muttarif bin Abdullah hazretleri, 95 (m. 713) yılında Basra’da vefât etmiştir. Bu zâtın oğlu vefât etmişti. Lâkin “üzüntülü” hâli yoktu. Saçını sakalını taradı. Güzel elbiseler giydi. İnsanlar, böyle yapmasının sebebini sorduklarında; “Allah’tan gelene rızâ göstermeyip feryat etmemi mi bekliyordunuz? Mâdemki kuluz, Rabbimizden ne gelirse râzı olmalıyız” buyurdu. ● ● ● Bir gün de … Devamını oku