Bizans hükümdârının hilesini sezen zat!..

Büyük velîlerden Cemâleddîn-i Geylânî hazretleri Kazvin’de otururdu. Herkes, nûr saçılan sohbetlerinden istifâde etmek için her taraftan akın akın yanına koşardı. Sohbetini dinlerlerdi. Ve feyiz alırlardı. Zamânın hükümdârı, bu zâtı Bizans’a elçi olarak gönderdi. Bizans hükümdârı, “meşhur bir âlimin” geldiğini duyunca, onu makâmına çağırdı. Adam kâfir ya. Hile düşündü… Aklı sıra, gelen bu elçinin, huzûruna girerken … Devamını oku

Mektuptaki şifre!

Cemâleddîn-i Geylânî hazretleri Kazvin’de otururdu. Talebesi çoktu. Çoğu da yerliydi. Bir kısmı Kazvin dışındandı. Şîraz pâdişahı bunlardandı. Kazvin’in ileri gelenlerinden biri, Şîraz’a göç etmek istedi. O yerin pâdişahının, bu zâtın talebesi olduğunu biliyordu. Huzûruna girdi. Ve kendilerine; “Efendim, Şîraz’a gittiğimde bana kolaylık göstermesi için Şîraz pâdişahına bir mektup yazar mısınız” diye ricâ etti. Büyük velî; … Devamını oku

“Yükünü bırak da gel!..”

Cemâleddîn-i Geylânî hazretleri, Kazvin’de vefât etti. Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin sohbet ve hizmetinde bulunmak üzere yola çıkacağı zaman kütüphâne odasına girdi… Kitaplara baktı. Birkaçını aldı. Çantasına yerleştirip yola koyuldu. Uzun yolculuk esnâsında bir gece Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri rüyâsına girdi. Ve ona buyurdu ki: “Yükünü bırak da gel.” O anda uyandı… Ve meraklandı. Acabâ ne demek istemişti?! … Devamını oku

“Gıybet, kul hakkına girer!”

Büyük velîlerden ve Tâbiîn’in tanınmışlarından olan Avn bin Abdullah hazretleri, 733 (H.115) senesinde vefât etti. Bir gün Avn bin Abdullah ağlıyor, gözyaşlarını yüzüne sürüyordu! Görenler şaşırdılar. Hayretle kendisine; “Gözyaşlarını niçin yüzüne sürüyorsun, hikmeti nedir?” dediler. Bir “âh!” çekti. Ve cevâben; “Allah korkusuyla akan göz yaşlarının ıslattığı uzuvları, Allahü teâlâ Cehennemde yakmaz!” buyurdu. ● ● ● … Devamını oku

“Nefis nasıl kırılır efendim?”

Büyük velîlerden ve Tâbiîn’in tanınmışlarından olan Avn bin Abdullah hazretleri, 733 (H.115) senesinde vefât etti. Bir gün arkadaşlarıyla birlikte kırlara çıktılar. Hava çok sıcaktı… Bir ara ayrıldı. Geri gelmesi gecikince, arkadaşları merak etti. Ve onu aramaya çıktılar. Bulduklarında, bir yere uzanmış uyuyordu. Her taraf günlük güneşlikken o gölgedeydi. O yerde hiç ağaç da yoktu… Bu … Devamını oku

“Hocan ne diyorsa kabul et”

Zâkirzâde Efendi, Osman Fadlı Efendi’nin hocasıdır. Bu zât, talebelerinden, şahsî bir işinin yapılmasını istedi. Ancak bâzı talebeler isteksizlik gösterdiler. Osmân Fadlı ise heyecânlıydı! Huzûra vardı. Ve hocasına; “Sultânım emriniz neyse derhâl yerine getireyim” dedi. Zâkirzâde; “Ama senin dersin vardır” deyince de; “Şerefli hizmetinizde bulunmayı, her şeye tercîh ederim efendim” dedi. O, bu cevâbı beğendi. Ve … Devamını oku

“İşte hakîkî bir talebe”

İstanbul’da yetişen büyük velîlerden Atpazarlı Osmân Fadlı Efendi hazretleri, 1691 (h.1102) senesinde Kıbrıs‘ın Magosa şehrinde vefât etti. Kabri Magosa’dadır. Gençliğinde ilmi ve âlimleri öven bir şiirden etkilenip, ilim tahsîli için İstanbul’a geldi. Zâkirzâde Abdullah Efendi’ye gitti. Huzûruna girdi… Onu çok sevdi. Ve kalbinden; “İşte hocamı buldum!” dedi. Hocası da onu görünce; “İşte hakîkî bir talebe” … Devamını oku

Ölüm acısını duymayanlar!..

Tâbiîn devrinde Medîne’de yetişen büyük âlimlerden Atâ bin Yesâr hazretleri, 84 yaşında iken 721 (H.102) târihinde İskenderiye’de vefât etti. Bir gün sohbetinde; “Müminin ölümü, büyük saadettir. Çünkü ölümle Rabbine kavuşacak” buyurdu. Ve şunu anlattı: Kulun eceli gelir. Son nefesleridir. O anda kendisine Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) gösterilir. Ve kendisine; “Bunu tanıyor musun?” diye sorulur. Mümin … Devamını oku

Hazreti Ali’nin kapısında nöbet tutanlar

Tâbiîn devrinde Medîne’de yetişen büyük âlimlerden Atâ bin Yesâr hazretleri, 84 yaşında iken 721 (H.102) târihinde İskenderiye’de vefât etti. Yâlâ bin Mürre anlatıyor: -Bu genç zât diyor ki: Bir dostuma gittim. Bir husûsu arz ettim. Özet olarak; “Alî kerremallahü vecheh, kâfirlerle şiddetli savaşıp onları kahreden bir kişidir. Kâfirler ona zarar verebilirler. Onun için evinin kapısında … Devamını oku

Feryat etti ve bayıldı

Tâbiîn devrinin büyük velilerinden olan Atâ Süleymî hazretlerinin bir tanıdığı anlatıyor: Atâ Süleymî bir gün bana; “Ey Beşir! Ölüm peşimde; kabir önümde, gideceğim yer mahşer, geçeceğim yol Cehennem üzerindeki sırat köprüsüdür. Bilemiyorum ki, Rabbim bana ne muamele yapar?” dedi. Ve bir “ah!” çekti. Sonra feryat etti! Ve düşüp bayıldı… Uzun zaman öyle kaldı. Sonra bize … Devamını oku

Keşke ben doğmasaydım

Tâbiîn devrinin büyük velilerinden olan Atâ Süleymî hazretleri, Basra’da doğdu. 757’de (h.140) vefat etti. Allah’tan çok korkardı. Bazen sevdiklerinden; “Bana ruhsat, kolaylık gösteren hadisleri; dinde kolaylık gösteren hükümleri söyleyin ki, korku hâlim hafiflesin!” diye ricada bulunurdu. ● ● ● Bir gün, sevdiklerinden Bişr bin Mansur, bu zata; “Ya Atâ! Büyük bir ateş yakılsa ve ‘Bu … Devamını oku

Gözyaşı dinmezdi

Tâbiîn devrinin büyük velilerinden olan Atâ Süleymî hazretleri, Basra’da doğdu. 757’de (h.140) vefat etti. Allah korkusundan ağlardı! Bir gün bir dostu geldi. Etrafa bir baktı. Yerler ıslaktı… Kendi kendine; “Abdest alırken su sıçramış” diye düşündü… Hâlbuki onlar gözyaşı idi. Vaaz dinlerken veya cenaze gördüğünde, düşer bayılırdı! Bir gün “ateş dolu” tandır gördü. “Cehennem ateşini” hatırladı. … Devamını oku

Şimdi ben ne yapacağım?..

Büyük velîlerden Atâ el-Ezrak hazretlerine, hanımı, pazardan bazı ihtiyaçlarını temin etmesi için iki dirhem para verdi. Bu zat, pazara varınca, ağlayan bir “köle” gördü. Acıdı zavallıya. Ve ona sordu ki: “Niye ağlıyorsun?” Köle, şöyle anlattı: “Efendim bana iki dirhem verdi. Pazardan bir şeyler alacaktım. Fakat, paramı kaybettim. Şimdi ben ne yapacağım?” Atâ el-Ezrak, kendi iki … Devamını oku