Halîfenin hürmet ettiği zat…

Halîfe Abdülmelik, hac için Mekke’ye gitmişti. Atâ bin Ebî Rebah hazretleri de o sırada Mekke-i Mükerreme’de bulunuyordu. Halîfenin geldiğini işitti. Onunla görüşmeye gitti. O sırada halîfe Abdülmelik, devletin ileri gelenleriyle birlikte oturuyorlardı. Atâ bin Ebî Rebah hazretlerinin geldiğini haber verdiler… Derhâl yerinden fırladı. Hürmetle karşıladı. Ve saygı ile; “Hoş geldiniz efendim, safâlar getirdiniz” dedi. Elinden … Devamını oku

“Allah’ın kullarını sevindirin…”

Tâbiîn’in büyüklerinden Atâ bin Ebî Rebah hazretleri, bir gün sohbetinde; “Allah’ın kullarını sevindirin” buyurdu. Ve şunu anlattı: Bir kimse bir mümin kardeşini sevindirince, Allahü teâlâ o sevinçten bir melek yaratır. Bu kimse ölüp kabre konunca, o melek yanına gelir ve ona sorar: “Beni tanıyor musun?” “Hayır, sen kimsin?” Melek de; “Ben; senin, bir Müslüman kardeşine … Devamını oku

Varlık ve yokluk, hâlinizi değiştirmesin!

Tâbiîn’in büyüklerinden Atâ bin Ebî Rebah hazretleri, 114 (m. 732) senesinde vefât etti. Bu büyük zâta; “Efendim, zikir meclisi nedir?” diye sordular. Cevâbında; “Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, nikâh nasıl yapılır, alışveriş nasıl olur, abdest, gusül, helâl ve haram, gibi şeylerin konuşulduğu meclistir” buyurdu. ● ● ● Bir gün de; “Kul için en kıymetli … Devamını oku

Gariplere ikrâmda bulunan zat…

Tâbiîn’den büyük âlim Âmir bin Abdullah hazretleri, bir gün kâfileyle yolculuğa çıkmıştı. Az sonra karşılarına korkunç bir arslan çıktı. Yolcular korktular! Ve telâşa düştüler! Büyük velî, arslana yaklaştı. Ve ağzını sıkıca tuttu. Arslan sâkinleşip hareketsiz kaldı. Kervan gidip uzaklaşınca, arslan da ayrıldı oradan… ● ● ● Âmir bin Abdullah hazretleri; kışın şiddetli soğuklarda abdest alacağı … Devamını oku

“İyilerle berâber olan kurtulur!”

Tâbiîn-i kirâm’dan Âmir bin Abdullah hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvam hazretlerinin torunudur. Bir gün bu büyük zâta; “Efendim, bir mübârek geceyi ihyâ etmek için sabaha kadar ibâdet etmek gerekir mi?” diye sordular. Cevâbında; “Hayır, bir saat kadar ihyâ etmek, bütün geceyi ihyâ etmek olur” buyurdu. ● ● ● Bir gün de; “İbâdetlerin en mühimi … Devamını oku

Kur’ân okumakla kalplere ‘nûr’ dolar…

Tâbiîn-i kirâmdan Âmir bin Abdullah hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvam hazretlerinin torunudur. Bir gün babası Abdullah bin Zübeyr hazretlerini ziyârete gitti. Babası kendisine; “Neredeydin oğlum?” diye sordu. O da cevâben; “Babacığım bâzı insanlarla tanıştım. Kur’ân-ı kerîm okuyup kendilerinden geçiyorlar!” diye arz etti. Babası cevâben; “Evlâdım! Ben, Resûlullahı Kur’ân-ı kerîm okurken çok gördüm. Ama onda … Devamını oku

Ahireti düşünerek hep ağlayan zat!..

Tâbiîn-i kirâmdan Âmir bin Abdullah hazretleri bir cenâze görseydi kendinden geçer ve âhiretteki hâlini düşünürdü. Şöyle ki; “Ölüm meleği rûhumu güç mü alır, kolay mı? Kabre girdiğimde mezarım vücûdumu sıkıp da kemiklerimi birbirine geçirir mi? Suâl meleklerine nasıl cevap veririm? Amel defterim sağımdan mı verilir, yoksa solumdan mı?” Hep bunları düşünüp kendinden geçer ve ağlayıp … Devamını oku

“Çabuk söyle, işim âcil!..”

Âmir bin Abdullah hazretleri, Tâbiîn-i kirâmdan bir büyük velîdir. Bir gün bir kimse onu görüp istifâde etmeye gelmişti kendisinden. Baktı ki, namâz kılıyor. Başladı beklemeye. Büyük velî selâm verdi. Onu görünce; “Safâ geldin kardeşim!.. Bana bir şey diyeceksen çabuk söyle ki, işim âcildir” buyurdu. Adam şaşırdı ve; “Hayırdır efendim, bu kadar âcil işiniz nedir?” diye … Devamını oku

“Huzûrun kaynağı, toprak gibi olmaktır!”

Âmir bin Abdullah hazretleri, Tâbiîn-i kirâmdan bir büyük velî olup, 124 (m. 741) târihinde vefât etmiştir. Âhiret derdiyle dertlenmişti. Ölüm ve sonrasını düşünür, Resûlullah’ın aşkıyla yanardı. Namâza durduğunda, kendinden geçer, tamâmen sıyrılırdı dünyâ düşüncesinden. Bir gün bu zâta; “Efendim, siz namâza durunca hâtırınıza hiç dünyâ düşüncesi gelmez mi?” diye sordular. Cevâbında; “Allah’ın huzûrundayken bir şey … Devamını oku

“Beni Hindistan’a iletir misin?”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi Süleymân bin Mihrân hazretleri, şöyle anlatıyor: Azrâil aleyhisselâm, “insan” sûretine girerek Süleymân aleyhisselâma uğrayıp, oradaki bir adama dikkatle baktı. Adam da bunu fark etti. Sonra Hazret-i Azrâil gitti. O kimse çok korkmuştu! Süleymân aleyhisselâma; “Yâ Nebiyyallah! O giden kimdi?” diye sordu. Süleymân Peygamber; “Azrâil aleyhisselâmdı” deyince; “Ben, onun o bakışından … Devamını oku

“Sertlik, hiçbir yerde geçer akçe değildir!”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi Süleymân bin Mihrân hazretleri, 148 (m. 765)’de vefât etti. Bu zât bir gün bir gence; “Güzel ahlâkın en güzeli nedir, bilir misin?” diye sordu. Delikanlı arz etti ki: “Bilmiyorum efendim.” Büyük zât; “İnsanlara yumuşak davranmaktır. Sertlik, ne ailede, ne iş yerinde, ne de devlette geçer akçe değildir” buyurdu. ● ● … Devamını oku

“Haram, ateş gibidir evlâdım!”

Tâbiîn’den hadîs ve fıkıh âlimi olan Süleymân bin Mihrân hazretleri, 148 (m. 765) de vefât etti. Bu zât, uykudan uyandığında su bulup abdest alması gecikecekse, teyemmüm ederdi. Kendisine; “Az bir zaman için teyemmüm etmenizin sebebi nedir?” dediler. Cevâbında; “Abdestsiz ölmekten korkuyorum! Çünkü ölümün ne zaman geleceği belli değil” buyurdu. ● ● ● İmâm-ı Âzam hazretleri, … Devamını oku

“Kendine nasîhat eden yine kendin ol!..”

Tâbiîn’den bir büyük âlim olan Rebî bin Heysem hazretleri, 68 (m. 687) senesinde vefât etmiştir. Bâzan içinden; “Ey Rebî! Dağlar ve yeryüzü, müthiş bir sarsıntıyla sarsılıp parça parça dağılarak kıyâmet koptuğu zaman senin hâlin nice olur?” derdi. Ardından uzun uzun ve hıçkırarak ağlardı. Bir gün ona sordular: “Nasıl sabahladın?” Cevâben; “Günahkâr bir hâlde sabahladım. Rabbimin … Devamını oku