Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam dönemine “Asr-ı Seâdet” denilir ve insanlık târihi boyunca, ikinci bir benzeri yoktur.
Târihte, en mühim muvaffakıyeti gerçekleştirmiş ve ilk büyük başarıyı sağlamış örnek bir şahsiyet olarak Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (aleyhis-selâm) zikredilmektedir.
Bilindiği gibi, Onun dönemine “Asr-ı Seâdet” denilir ve insanlık târihi boyunca, ikinci bir benzeri yoktur. O, çeyrek asır [23 (Yirmi üç) sene] gibi çok kısa bir zamanda, Arabistân halkını, dünyâda bir benzeri görülmemiş üstünlüklere, yüksekliklere ve medeniyete kavuşturmuştur.
Onun için, Amerikalı yazar Stüdart, bu konuda, “İslâm Âleminin Bugünkü Hâli” adlı kitâbında diyor ki:
“İslâm’ın zuhûru, neredeyse insanlık târihinde kaydolunan en büyük hâdisedir. İslâm, daha evvel şahsiyet bakımından zayıf olan bir millet ve değer bakımından kıymetsiz bir ülkede zuhûr etti. Daha yirmi-otuz sene geçmeden, uçsuz-bucaksız geniş mülk ve saltanatları parçalayarak, asırlar ve nesiller boyu devâm edegelen eski dînleri yıkarak, millet ve kavimlerin içindekilerini değiştirerek, sağlam bünyeli bir âlem (İslâm Âlemi) kurarak yeryüzünün yarısına yayıldı. İslâm’ın ilerleme ve yükselme sırrını ne kadar araştırıp incelersek, o kadar hayrânlığımız artıyor…” [Amerikalı yazarın açıklamaları bu minvâl üzere devâm ediyor.]
“Peygamberler târihi” içerisinde son halka, en son Peygamber olan Hazret-i Muhammed’in (aleyhis-selâm), 150 bin güzîde sahâbî, mübârek insan, “hayırlı ümmet” meydâna getirmesi, onların da 30 sene gibi çok kısa bir zaman zarfında gâyet mahdût imkânlarla, Endülüs’ten [İspanya’dan] Çin’e kadar olan geniş coğrafî bölgeleri fethedip oralara ilim-irfân, ahlâk-fazîlet, adâlet-hakkâniyet, medeniyet-insan hakları, nûr ve hidâyet götürmeleri hâdisesi, dünyâda eşi-benzeri görülmemiş bir olaydır.
***
İkinci büyük başarı örneği olarak, bütün târih boyunca “Altın Çağ” olarak kabûl edilen “Hulefâ-i Râşidîn” dönemini zikredebiliriz. Peygamber Efendimizin vazîfelerini tam olarak yaptıklarından dolayı, kendilerine “Hulefâ-i Râşidîn=Râşid Halîfeler” denilen “Dört Büyük Halîfe Devri” (632 – 661 / H. 11 – 40), bütün târih boyunca, İslâmî fazîletlerin yaşandığı “Altın Çağ” olarak kabûl edilmektedir.
***
Resûl-i Ekrem Muhammed aleyhisselâma Peygamberliği bildirildikten sonra gelip geçen herkes ve ileride gelecek olan bütün insanlar, hadd-i zâtında onun ümmeti olmaktadırlar. Bu husûsu, büyük âlimlerimizden İmâm-ı Gazâlî (rahmetullahi aleyh), Arapça “Cevâhiru’l-Kur’ân” ve “ed-Dürretü’l-Fâhire” isimli kitaplarında ve Kâdîzâde İslâmbolî de “Ferâidü’l-Fevâid fî Beyâni’l-Akâid” isimli Osmânlıca Türkçesi ile yazılan eserinde ifâde ediyorlar. Ancak, ümmetin ikiye ayrıldığını, ona inanan kimselere “Ümmet-i İcâbet” dendiğini, henüz inanmamış olanlara da “Ümmet-i Da’vet” dendiğini de yazmışlardır.
“Peygamberlerin sonuncusu” olduğu için, “Hâtemü’l-enbiyâ ve’r-rusül” diye anılan Muhammed aleyhisselâmın dîni, bütün dînleri neshetmiş, ya’nî yürürlükten kaldırmıştır. O’na gelen kitâb “Kur’ân-ı kerîm”, geçmiş kitapların en iyisidir. O’na gönderilen dîn olan “İslâm”, kıyâmete kadar bâkî kalacaktır; kimse tarafından değiştirilemeyecektir.