Allah’ın takdirine bağlanan cennetliktir

Tedbirine güvenenin yeri cehennemdir. Tedbir sonra Allahü teâlânın takdirine bağlananın ise yeri cennettir.

Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî hazretleri “Silsile-i aliyye” adı verilen büyük âlim ve velilerden Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin dört halifesinden ikincisidir. Buhara civarındaki Dikgerân köyünde doğdu. Miladi 14. yüzyıl başlarında orada vefat etti. Zamanının en büyük velisi Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin huzuruna gidip sohbetleriyle şereflendi. Uzun müddet hizmetinde bulunup maddi manevi pek çok ihsanlara kavuştu. Seyyid Emîr Külâl hazretleri ölüm hastalığında iken, talebelerini toplayıp vasiyetini bildirdi. Sonra yanında bulunan oğullarından Emîr Burhân’ı yetiştirilmek üzere Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Buhârî’ye, Emir Hamza’yı Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî’ye, Emir Şâhı Şeyh Yâdigâr’a, Emir Ömer’i de Mevlânâ Celâleddîn Dehkesânî’ye havale etti. Şâh-ı Nakşibend Buhârî hazretleri, hocası Emîr Külâl hazretlerinin Ârif-i Dikgerânî hakkındaki; “Bizim yakınlarımızdan iki kimseden daha üstünü yoktur.” işaretine uyarak ona büyük saygı ve hürmet gösterdi. Tam yedi yıl Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî’nin sohbetlerine devam etti.

Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî hazretleri bir sohbeti sırasında talebelerine yemek ikram ettikten sonra; “Bir insan yemek yerken her uzvu ayrı ayrı bir işle meşguldür. Ya kalbi ne ile meşguldür?” diye sordu. Talebeleri; “Allahü teâlânın zikriyle meşgul olur.” dediler. Onlara buyurdu ki: “Zikir, bu yerde kelimeyle değildir. Sebepten müsebbibe gitmek, nimetten nimet vericiye intikal etmek suretiyledir.”

Bir başka sohbeti sırasında da buyurdu ki: “Kendi tedbirine güvenenin yeri cehennemdir. Tedbirini aldıktan sonra Allahü teâlânın takdirine bağlananın ise yeri cennettir.”

Yüksek ilim, fazilet ve güzel ahlâk sâhibi olup, Emr-i bi’l-mârûf ve nehy-i ani’l-münker vazifesini bir an bile ihmâl etmeyen Ârif-i Dikgerânî hazretlerinin birçok kerametleri hâsıl oldu.

Bir gün Dikgerân köyünde şiddetli yağan yağışlar neticesinde büyük bir sel felâketi baş gösterdi. Köy halkı, bütün köyün silinip süpürüleceği korkusuyla feryat etmeye başladı. Sanki bir ana-baba günü idi. Sesleri işiten Ârif-i Dikgeranî hazretleri mescitten dışarı çıkarak durumu gördü. Allahü teâlâya bu afetten Dikgerân köyünü koruması için dua etti. Sonra da sel sularına seslenerek; “Eğer beni alıp götürebilirsen hiç durma, al götür!” buyurdu. Sel suları bir anda yumuşayıp sindi. Köy ve köy halkı da bu afetten kurtuldu.

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…

Kategori içindeki yazılar: Vehbi Tülek