Yumuşak ve mülâyim olan kazanır

Yumuşak ve mülâyim olan kazanır

“İnsanlardan gelen sıkıntılara katlanmak lâzımdır. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.”

Sual: “Günümüzde insanlar birbirlerine çok sert davranıyorlar. Bu kul hakkına girmiyor mu?”

Cevap: İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, büyümeye mahkûmdur. Bunun için Resûlullah efendimiz (Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihsân eder. Başkalarına vermez) buyurmuşlardır. Enes bin Mâlik hazretleri, “Resûlullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman içinde bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim” buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu güzel hâli, Âl-i imrân sûresinin 159. âyetinde meâlen; (Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla muâmele etmen, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer kötü ahlâklı olup, sert davransaydın etrâfındakiler dağılırlardı) buyurularak övülmektedir.

Sultan Yıldırım Bayezıd Han zamanında yaşa­mış velilerden Çelebi Cemâleddîn Efendi, hiç kızmaz, dostuna, düşmanına aynı muâmelede bulunurdu. Onun bu geniş müsâmahakâr hâlini anlayamayanlar;

-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahammül ve sabır göstermenin mânâsı nedir? Diye suâl ettiklerinde;

-Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılıçtan, hattâ yüz zafere sebep olan kılıçtan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki: “Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emirlerini büyük bilmek ve O’nun yarattıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmenin lâzım olduğunu göstermektedir. Bu iki haktan yalnız birini gözetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak lâzımdır. Onlarla iyi geçinmek vâcibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.”

İbrâhîm aleyhisselâm, bir gün 200 Mecûsîye ziyâfet vermişti. Ziyâfetten memnun kalan Mecûsî topluluğu, İbrâhim aleyhisselâma;

-Bize ne emredersen yapalım dediler. İbrâhîm aleyhisselâm da;

-Sizden bir dileğim var, buyurdu.

-O nedir? dediklerinde,

-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında müzakere ettiler ve; “Bu zatın ihsânları, ziyâfetleri meşhûrdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz” diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbrâhim aleyhisselâm; (Yâ Rabbî! Gücümün yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hidâyete, saâdete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nasip eyle!) diye dua etti ve duâsı kabûl olup, hepsi iman ettiler.

Osman Ünlü’nün önceki yazıları…


Kategori içindeki yazılar: Osman Ünlü