Rabbimizin bize olan sevgisi…

Cenâb-ı Hak bizi sevmeseydi, hayırlı işlere samimi bir şekilde niyet edersek onu yapmış olmak gibi kabul buyurmazdı. Günahlara ise niyet etsek bile, yapmayıncaya kadar bize günah yazılmaz. 

 

 

 

Hadis-i kudside Rabbimizin bizi annemizden daha çok sevdiği bildirilmektedir. Süfyan-ı Sevri rahimehullah, bir hastayı ziyarete gider. Hasta çok genç, ama hastalığı ağır, son demlerini yaşamaktadır…

 

Annesi ve babası baş ucunda ağlıyorlar. Süfyan hazretleri onlara der ki: “Hiç ağlamayın. Oğlunuz öyle birinin huzuruna gidiyor ki, ona ikinizden daha çok şefkatlidir…”

 

Rabbimizin, bizi çok sevdiğinin sayılamayacak kadar alametleri vardır.

 

1- Bizi yarattı… Yaratmayabilirdi. Yaratmasaydı hiç kimse bizim niçin yaratılmadığımızın hesabını soramazdı.

 

2- İnsan olarak yarattı. Dileseydi hayvan olarak, böcek olarak, akrep ve yılan olarak da yaratabilirdi.

 

İnsan, yaratılmışların en kıymetlisidir. Yerde ve gökte ne varsa hepsi bize hizmet ediyorlar… Güneş, bizim için doğuyor, bizim için batıyor. Bulutlar bizim için toplanıyor, bize yağmur yağdırıyor… Ağaçlar, bizim için çiçek açıyor, meyve veriyor, çamurlu su içtikleri hâlde bize bu kadar tatlı ve güzel meyveler hediye ediyorlar… Hayvanlar, bizim için otluyor, et ve süt meydana geliyor bize ikram ediyorlar…

 

3- Yaptığımız ibadetlerin karşılığını bize verilen nimetlerle, peşin olarak almış bulunmaktayız. Buna rağmen sevaplarımızı en az bire on ve daha fazla veriyor.

 

Bizi sevmeseydi, hayırlı işlere samimi bir şekilde niyet edersek onu yapmış olmak gibi kabul buyurmazdı. Günahlara ise niyet etsek bile, yapmayıncaya kadar bize günah yazılmaz. Bunlar hep büyük nimetlerdir.

 

Günahlarımız, ne kadar çok olursa olsun, pişman olur Rabbimizden af dilersek tevbenin şartlarını yerine getirirsek, hiç günah işlememiş gibi oluruz.

 

Dünya nimetleri ne kadar çok olursa olsun fânidir, kısadır, geçicidir. İnsanoğlu bu nimetlere doyamadan ayrılıyor. Dünya nimetlerinde sade lezzet de yoktur. Hem dişim olsun, hem ağrımasın deseniz olmaz. Bunun için bizi çok seven Rabbimiz, dünya nimetlerini ve saadetini bize az görüyor. Ebedî saadete kavuşmamızı istiyor. Sonsuz saadete kavuşabilmemiz için bizlere davetiye çıkarıyor. Peygamberleri vasıtası ile bu nimeti nasıl elde edebileceğimizi bildiriyor ve yollarını gösteriyor.

 

Dünyanın, kendisi fâni olduğu için saadeti de fânidir. Yaşadığımız dünya, ebedî saadet yeri olamaz. Buradan ayrılacağız, başka bir âleme gideceğiz. İbni Abdi Rabbih bir gün Mekhul-i Dimişki’ye sorar:

 

“Cennete girmeyi seviyor musun?”

 

O da “Elbette, kim sevmez ki?” diye cevap verir.

 

Bunun üzerine ona der ki: “Öyleyse ölümü de seveceksin! Çünkü insan ölmeden cennete giremez. Cennetin yolu oradan geçer…”

 

Bir insanın en büyük gayesi ve önemli emeli güzel bir ölümle dünyadan ayrılmasıdır. Bunun içindir ki büyükler, hep hüsnü hatîmeye çok dua etmişlerdir. Hatim dualarında da çok duyarız “Ya Rabbi son nefesimizi Kelime-i şehâdet getirerek vermemizi nasip eyle” diye.

 

İnsan çoğunlukla nasıl yaşarsa öyle ölür. Nasıl da ölürse, öyle harşolunur. Bunun için güzel yaşamalıyız.

 

 

 

M. Said Arvas’ın önceki yazıları…




Kategori içindeki yazılar: Said Arvas