“Yâ Rabbî! Bize ihsân ettiğin îmân ışığını söndürme, kusurlarımızı ört! Sen her şeyi yapabilirsin!”
Şeyh Câmî Efendi Osmanlı âlimlerinden olup kerâmetler sâhibi velîlerdendir. Şeyhülislâm Ahmed-i Nâmıkî Câmî’nin soyundandır. Semerkand’da doğdu. Muhammed Hubûşânî’nin talebeleri arasına katıldı ve icâzet alarak talebe yetiştirdi. Sonra İstanbul’a gelerek Kânûnî Sultan Süleymân Han ile görüşüp sohbet etti. Nakîb-ül-eşrâflık görevine tayin edildi. Uzun müddet bu vazifeyi yürüttükten sonra Semerkand’a gitmek için yola çıktı. 1555 (H.963) senesinde yolda vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
İyi bir kimse, talihli bir insan, kusûrları, günahları, lütuf ve ihsân ile af olunan ve yüzüne vurulmayan kimsedir. Eğer günahı yüzüne vurulursa ve bunun için de, merhamet olunarak, yalnız dünyâ sıkıntıları çektirilip günahları, böylece temizlenen kimse de çok talihlidir. Bununla da temizlenmeyip, geri kalan günahları için kabir sıkması ve kabir azâbı çekerek günahları biten, kıyâmet gününe, mahşer meydanına günahsız olarak götürülen de, ne kadar çok talihlidir. Eğer böyle yapmayıp, âhırette de cezâlandırılırsa, yine insâftır ve adâlettir. Fakat, o gün, günahlı olan ve mahcûb ve yüzleri kara olan, ne kadar güç durumdadır. Fakat bunlardan, Müslüman olanlara yine acınacak, bunlar, sonunda yine merhamete kavuşacak, Cehennem azâbında, sonsuz kalmaktan kurtulacaklardır ki, bu da, ne kadar büyük ni’mettir. Yâ Rabbî! Bize ihsân ettiğin îmân ışığını söndürme, kusurlarımızı ört! Sen her şeyi yapabilirsin!
Âhırette, dünyâdaki işlerden, suâl ve hesap vardır. Âhırete mahsûs olan bir terazi ve Sırat köprüsü denilen bir geçit vardır. Bunları Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz haber vermiştir. Peygamberlik ne demek olduğunu bilmeyen bazı câhillerin bunlara inanmaması, bunların yok olmasını göstermez. Var olan şeylere yok demek, kıymetsiz, boş söz olur.
Peygamberlik makamı, aklın üstündedir. Peygamberlerin doğru sözlerini akla uydurmağa çalışmak, peygamberliğe inanmamak, güvenmemek olur. Âhıret işlerinde, peygamberlere (aleyhisselâm) akla danışmadan tâbi olmak, uymak lâzımdır. Peygamberlik makamı, aklın hududunun, çerçevesinin dışında, üstündedir. Akıl, eremediği şeyleri, kendine uymuyor sanır. Akıl, peygamberlere (aleyhimüssalevât) uymadıkça, yüksek derecelere çıkamaz, eremez. Uygun olmamak yanî muhalif olmak başkadır, erememek, anlayamamak başkadır. Çünkü, uymamak, ancak anladıktan sonra olabilir.