Mahşerin sıkıntısı dayanılmaz hâl alınca, ehl-i mahşer Âdem nebîye başvururlar.
Ve derler ki:
“Ey Babamız! Hâlimiz pek fenâdır, bize şefâat et ki, hesâbımız başlasın.”
Âdem nebî onları dinler.
Ve kendini geri çekip;
“Siz Nuh peygambere gidin!” der.
Mahşer halkı Nuh nebîye giderler.
Ve kendisine;
“Yâ Nuh! Sen bize şefâat et ki, Rabbimiz hesâbımıza baksın” derler.
O da kendini geri çeker.
Ve ehl-i mahşere:
“İbrâhim nebîye gidin!” buyurur.
Onlar; İbrâhim peygambere varırlar.
Selâm verirler ve kendisine;
“Yâ İbrâhim! Sen, Allah’ın dostusun. Şefâat et ki, hesap başlasın” derler.
O da özür diler ve o gelenlere;
“Siz Mûsâ peygambere gidin!” der.
Ehl-i mahşer bir ümitle Mûsâ nebîye varır ve şefâat etmesi için yalvarırlar.
O da “yapamam” der. Onlardan özür diler ve;
“Siz Îsâ nebîye gidin!” der.
Bu defâ Hazret-i Îsâ’ya varıp yalvarırlar. Ancak O da kendini geri çeker.
“Yapamam” der ve ehl-i mahşere;
“Siz Hâtem-ül enbiyâya gidin. Çünkü peygamberlerin en üstünü odur” buyurur.
Sevinirler. Ve Ona gidip; “Yâ Muhammed! Ne olur, sen şefâat et ki, hesâbımız başlasın” diye yalvarırlar…
Efendimiz şefâat eder ve sıkıntıdan kurtulurlar…