“Bu kulübede kimse yok!”

Bir gün zâlim Haccac “Gidin, Hasan-ı Basrî’yi bulup bana getirin!” diye emretti adamlarına. Adamlar, Hazret-i İmâmı köşe bucak aradılar. Ama bulamadılar. Habîb-i Acemî hazretlerinin, Fırat kenarında bir kulübesi vardı. Büyük velî de oradaydı. Haccac’ın adamları Onu bulamayınca “Her yere baktık. Bakmadığımız, sâdece Habîb’in kulübesi kaldı. Olsa olsa oradadır” dediler. Ve o kulübeye geldiler. Hazret-i Habîb; … Devamını oku

“Benim, senden alacağım var!”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretlerine, bir gün bir kimse geldi ve; “Benim, senden yüz dirhem alacağım var” dedi. Ve istedi bu parayı. Büyük zât; “Hiç hâtırlayamadım. Yarın gel de bir çâresine bakalım” buyurdu. Adam da gitti. O, gece kalktı. İki rekât namaz kılıp; “Yâ İlâhî!.. Bu kimse doğru diyorsa bu borcu ödemem için bana … Devamını oku

“Ben buna lâyık değilim!”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretlerinin bir kulübesi vardı ki, orada gece gündüz ibâdet ederdi. Bir gece elbisesinin söküğünü dikiyordu. Nasıl olduysa iğnesini düşürdü elinden. O anda “gün gibi” aydınlandı kulübe. İğneyi kolayca görüp aldı. Ama çok utanmıştı! Yüzünü ellerliyle kapatarak; “Affet yâ Rabbî! Ben buna lâyık değilim” dedi. Çok duygulandı. Rabbinden utandı. Ve ağladı … Devamını oku

Tabakta kana dönüşen yemek!

Habîb-i Acemî hazretleri aslen İranlı olup, 738’de vefât etti. Gençliğinde, çok zengin olup, parasını fâizle verirdi insanlara. Bir gün eve geldi. Ve sofraya oturdu. O ara kapıya bir fakir gelip “Allah rızâsı için yiyecek bir şeyler verin” diye yalvardı. Genç Habîb; “Yemek yok!” deyip kapattı kapıyı. Fakîr, mahzun, üzgün hâlde dönüp gitti. O, yemek için … Devamını oku

“Onun gördükleri, hûri idi!..”

Abdullah bin Mübârek hazretlerinin talebesinden Sehl bin Abdullah vardı ki, yakışıklı bir genç olup, çok takvâ sâhibiydi… Bir sabah derse geldiğinde; “Artık sizin dersinize gelmeyeceğim” dedi hocasına. Büyük velî; “Niçin?” diye sorunca; “Buraya gelirken, kapı önünde çok ayıp bir hâdise vukû buldu” dedi. Mübârek sordu ki: “Nasıl bir hâdise evlâdım?” O, sıkılarak; “Tam kapıya yaklaşmıştım … Devamını oku

“Namaz, yerlerin ve göklerin nûrudur!”

Abdullah bin Mübârek hazretlerinin derslerine, günahkâr ve kötü huylu bir kimse de geliyordu. Fakat bir aralık gelmez oldu. Abdullah bin Mübârek hazretleri çok üzüldü onun derslere gelmeyişine! Yakınları; “Efendim, o kötü huylu biriydi, niye üzülüyorsunuz?” dediler. Büyük velî; “O zavallı bizden ayrıldı, ama ‘kötü huyları’ ondan ayrılmadı. Hâlbuki yanımızda az daha kalsaydı ‘kötü huyları’nı burada … Devamını oku

Günahkâr gence nasihat…

Devrinin en büyük âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek hazretlerine, bir gün gencin biri; “Efendim, Çok günah işliyorum, bu fenâ hâlden kurtulmak için bana ne tavsiye edersiniz?” diye sordu. Cevâbında; “Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını oku. Allah adamlarının kitâbını okuyanın kalbi nurlanır, temizlenir ve parlar. Böylece bütün günahlar o kimseye çirkin ve iğrenç gelir” buyurdu. ● ● … Devamını oku

“Kanaati bu köleden öğrenin!”

Devrinin en büyük âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek hazretleri, bir kış günü Nişâbur pazarında dolaşırken sırtında yalnız ince bir gömlek olan bir “kölenin” soğuktan titrediğini gördü. Yanına yaklaşıp; “Efendine söyle de sana kalın bir palto alsın” dedi. Köle cevâben; “Söylememe lüzum yok” deyiverdi. “Neden?” deyince; “Çünkü O, beni görüyor ve hâlimi çok iyi biliyor” dedi. … Devamını oku

Hac sevâbı kazanan fakir!..

Abdullah bin Mübârek hazretleri, bir “rüyâ” görür. Şöyle ki; Gökten iki melek inip hasbihâl ederler. Biri sorar diğerine; “Bu sene kaç kişi Hacca geldi?” “Altı yüz bin kişi.” “Kaçının haccı kabul oldu?” “Hiçbirinin. Ama Şam’da Alî bin Muvaffak diye biri var ki, hacca gelmediği hâlde hac sevâbı kazandı.” O anda uyanır… Şam’a gidip bulur onu. … Devamını oku

Salih bir genç ve saliha bir kız…

Vaktiyle Merv şehri kadısının, çok sâliha bir kızı vardı. Nice zenginler, makam ve mevkî sâhibi gençler istediyse de hiçbirine vermedi. Kendi bağında çalışan “Mübârek” adında bir de kölesi vardı ki, o da takvâ sâhibi bir genç idi. Bir gün bu kölesine; “Biraz üzüm kopar getir” dedi. O da koşup getirdi. Ancak ekşiydi üzümler! “Tatlılarından getir” … Devamını oku

“Sen Allah’ı bilir misin?”

Devrinin en büyük âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek hazretleri, bir gün bir koyun sürüsüyle, yanında çocuk yaştaki çobanı gördü. Ona acıyıp; “Zavallı, bu yaşta çobanlık yapıyor. Şuna bir mesele öğreteyim” diye düşündü. Sonra yanına varıp; “Allahü teâlâyı bilir misin?” diye sordu. Çocuk dedi ki: “Kul Sâhibini bilmez mi?” “Peki, Onu ne ile biliyorsun?” “Şu koyunlarımla.” … Devamını oku

“İşte huzûrunda Müslüman oluyorum”

Devrinin en büyük âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek hazretleri şöyle anlatıyor: Bir ateşperestle çalışıyorduk. Namaz vakti gelince ben, ona; “Bana zarar vermeyeceğine dâir söz verirsen, namaz kılacağım” dedim. O da bana; “Namazını kıl, benden sana zarar gelmez’ dedi. Bunun üzerine kalktım. Ve namazımı kıldım. Sonra onun ibâdet vakti geldi. O da bana; “Ben de ibâdet … Devamını oku

Sofraya misâfirsiz oturmayan zat!..

Devrinin en büyük âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek hazretleri yemek yedirmeyi çok sever, misâfirsiz yemezdi. Yakınları; “Efendim, misâfirsiz hiç sofraya oturmuyorsunuz, hikmeti nedir?” dediler. Cevâbında; “Misâfirle yenen yemekten yârın kıyâmet günü suâl yok da onun için” buyurdu. Bir başkası da; “Efendim, herkese çok ikrâmlar yapıyorsunuz, malınız azalıyor?” diye arz etti. Ona cevâben; “Evet, malım azalıyor, … Devamını oku