“Habib kalpten konuşur…”

Hasan-ı Basrî hazretleri; Habib-i Acemî hazretlerini çok sever ve bâzen meclisinde sohbet etmesini söylerdi. O da sohbet ederdi. Bâzısı merak etti… Ve Hasan-ı Basrî’ye; “Efendim, siz varken meclisinizde onun sohbet etmesini istemenizin hikmeti nedir?” diye sordular. O da cevâben; “Habib, kalbinden ihlâsla konuşup insanların kalbine yerleştirir. Onun için konuşturuyorum” buyurdu. ● ● ● Bir defa … Devamını oku

Fakirleri doyurmanın karşılığı!..

Horasanlı biri, Habîb-i Acemî hazretlerine; “Efendim, biz hacca gidiyoruz. Dönünceye kadar, şu on bin dirhemle benim için bir ev alır mısınız?” dedi. Ve parayı verdi. Hazret-i Habîb de; “Olur, alırım” dedi. O, teşekkür edip ayrıldı. Büyük velî düşündü ki: “Bu parayla fakir halkı doyurayım, o kimse için de Cennette bir köşk satın alayım!” Horasanlı geri … Devamını oku

“Sert adam, yalnız adamdır!”

Habîb-i Acemî hazretlerine, bir gün bir genç gelip; “Hocam, ben bir şeyi merak ediyorum” dedi. “Neyi merak ediyorsun?” “Allah beni seviyor mu?” “Sen Allah’ı seviyor musun?” “Vallâhi seviyorum hocam.” “Öyleyse O da seni seviyordur. Çünkü Allah seni sevmese, sen Onu sevemezsin.” “Hikmeti ne hocam?” “Sevgi yukarıdan gelir evlât. Baba evlâdını sevmezse, evlât onu sevemez. Hoca … Devamını oku

“İslâm’a uyan huzurlu olur…”

Bir gün Hasan-ı Basrî hazretleri, Dicle Nehri kenarında gemi bekliyordu. O sırada Habîb-i Acemî hazretleri oraya geldi. Ve sordu ona: “Ne bekliyorsun?” O da cevâben; “Gemiye bineceğim, onu bekliyorum” dedi. Hazret-i Habîb; “Gemiye ne hâcet, suda yürüyerek geç” dedi. Hasan-ı Basrî; “Biz sebeplere yapışırız. Onun için gemiyi bekleyeceğiz” buyurdu. Habîb-i Acemî; “Sen, yakîn derecesine varmamışsın” … Devamını oku

“Kızarsan, öfkeni yen!..”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretlerinin hânesinde, otuz seneden beri hizmetini gören bir “câriyesi” vardı. Bir gün onu gördü. Ve kendisine; “Ey hâtun! Hizmetçimi çağırır mısın?” dedi. O, buna şaşırdı! Hayretle baktı! Ve “Efendim, hizmetçiniz benim ve otuz senedir bu evde, sizinleyim” dedi. Hazret-i Habîb; “Kusûra bakma, zîra Allahü teâlâya olan aşkım beni sarınca her … Devamını oku

“Bu mertebeye nasıl kavuştu?”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretleri, 120 (m. 739) da vefât etti. insanlar Terviye günü Basra’da, Arefe günü Arafat’ta, bayram günü başka bir yerde görürlerdi. Ve şaşırırlardı. Bir sevdiği vardı. O, kendi kendine; “Habîb-i Acemî hazretleri, bu çok yüksek mertebeye acabâ ne ile ve nasıl kavuştu?” diye geçirdi kalbiden. O an bir “ses” duydu… Gâipten … Devamını oku

“O, bizi mahrum bırakmaz!”

Habîb-i Acemî hazretleri, Fırat Nehri kıyısında bir kulübe yapıp orada kendini ibâdete vermiş ve bu sebeple evini ihmâl etmişti birkaç gün. Hanımı bir gün kendisine; “Ey Habîb! Hiç erzakımız kalmadı” dedi. O, cevap vermedi… “Ben çalışmaya gidiyorum” diyerek çıktı evden… Doğruca kulübesine geldi. Akşama kadar ibâdet etti. Akşam eve gelince; “Hanım üzülme! Zîra öyle bir … Devamını oku

“Bu kulübede kimse yok!”

Bir gün zâlim Haccac “Gidin, Hasan-ı Basrî’yi bulup bana getirin!” diye emretti adamlarına. Adamlar, Hazret-i İmâmı köşe bucak aradılar. Ama bulamadılar. Habîb-i Acemî hazretlerinin, Fırat kenarında bir kulübesi vardı. Büyük velî de oradaydı. Haccac’ın adamları Onu bulamayınca “Her yere baktık. Bakmadığımız, sâdece Habîb’in kulübesi kaldı. Olsa olsa oradadır” dediler. Ve o kulübeye geldiler. Hazret-i Habîb; … Devamını oku

“Benim, senden alacağım var!”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretlerine, bir gün bir kimse geldi ve; “Benim, senden yüz dirhem alacağım var” dedi. Ve istedi bu parayı. Büyük zât; “Hiç hâtırlayamadım. Yarın gel de bir çâresine bakalım” buyurdu. Adam da gitti. O, gece kalktı. İki rekât namaz kılıp; “Yâ İlâhî!.. Bu kimse doğru diyorsa bu borcu ödemem için bana … Devamını oku

“Ben buna lâyık değilim!”

Evliyânın büyüklerinden olan Habîb-i Acemî hazretlerinin bir kulübesi vardı ki, orada gece gündüz ibâdet ederdi. Bir gece elbisesinin söküğünü dikiyordu. Nasıl olduysa iğnesini düşürdü elinden. O anda “gün gibi” aydınlandı kulübe. İğneyi kolayca görüp aldı. Ama çok utanmıştı! Yüzünü ellerliyle kapatarak; “Affet yâ Rabbî! Ben buna lâyık değilim” dedi. Çok duygulandı. Rabbinden utandı. Ve ağladı … Devamını oku

Tabakta kana dönüşen yemek!

Habîb-i Acemî hazretleri aslen İranlı olup, 738’de vefât etti. Gençliğinde, çok zengin olup, parasını fâizle verirdi insanlara. Bir gün eve geldi. Ve sofraya oturdu. O ara kapıya bir fakir gelip “Allah rızâsı için yiyecek bir şeyler verin” diye yalvardı. Genç Habîb; “Yemek yok!” deyip kapattı kapıyı. Fakîr, mahzun, üzgün hâlde dönüp gitti. O, yemek için … Devamını oku

“Onun gördükleri, hûri idi!..”

Abdullah bin Mübârek hazretlerinin talebesinden Sehl bin Abdullah vardı ki, yakışıklı bir genç olup, çok takvâ sâhibiydi… Bir sabah derse geldiğinde; “Artık sizin dersinize gelmeyeceğim” dedi hocasına. Büyük velî; “Niçin?” diye sorunca; “Buraya gelirken, kapı önünde çok ayıp bir hâdise vukû buldu” dedi. Mübârek sordu ki: “Nasıl bir hâdise evlâdım?” O, sıkılarak; “Tam kapıya yaklaşmıştım … Devamını oku

“Namaz, yerlerin ve göklerin nûrudur!”

Abdullah bin Mübârek hazretlerinin derslerine, günahkâr ve kötü huylu bir kimse de geliyordu. Fakat bir aralık gelmez oldu. Abdullah bin Mübârek hazretleri çok üzüldü onun derslere gelmeyişine! Yakınları; “Efendim, o kötü huylu biriydi, niye üzülüyorsunuz?” dediler. Büyük velî; “O zavallı bizden ayrıldı, ama ‘kötü huyları’ ondan ayrılmadı. Hâlbuki yanımızda az daha kalsaydı ‘kötü huyları’nı burada … Devamını oku