“Ben sana itâatle emrolundum!..”

Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretleri zamânında bir gün, çok kuvvetli bir zelzele olmuştu o diyârda. Herkes şaşırmıştı?!. Hazret-i İbni Hüvârâ; “Ey zelzele, sâkin ol!” diye nidâ etti, seslendi. Zelzele dile gelip; “Ey ibni Hüvârâ!.. Ben de sana itâatle emrolundum” diye cevap verdi. Bu sesi orada olanların hepsi İşittiler. Zelzele durdu o anda. ● ● ● … Devamını oku

“Çocuğumu kurtarın!”

Irak’ta yetişen Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretlerinin huzûruna bir kadın gelerek; “Efendim, az önce filân nehirde oğlum boğuldu. Ondan başka da hiç kimsem yok, ben ne yapacağım” diye dert yandı. İbni Hüvârâ sordu: “Peki, ne istiyorsun?” “Oğlumu bana geri ver.” “Boğuldu diyorsun.” “Evet, boğuldu. Ama sen duâ edersen, Rabbim onu diriltir. Azîz ve Celîl olan … Devamını oku

“Tövbe vakti gelmedi mi?..”

Irak’ta yetişen evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr bin Hüvârâ hazretleri; gençlik senelerinde harâmîlik yapar, insanların yolunu keserdi. Adamları vardı yanında. O, hepsinin reîsiydi… Bir gece, çetesiyle tenhâda gidiyordu ki, bir kadının, kocasına; “Korkuyorum, şimdi İbni Hüvârâ gelip bizi yakalar!” dediğini işitti. Ve bir ses duydu… Gâipten geliyor ve; “Ey ibni Hüvârâ! Allah’tan korkma zamânı gelmedi mi?” … Devamını oku

“Üzülme, eski hâllerine yine kavuşacaksın!”

Alî bin Vehb-i Sincârî hazretleri zamânında, Hemedân’da bir kimse vardı ki, “melekût âlemi”ni görüyordu. Bir müddet sonra kaybetti bu hâlini. Çok üzülüp tövbe ve istiğfâr etti! Bu hâlini tekrar kazanabilmek için bir “Allah adamı” aradı diyâr diyâr. Bu zâtı tavsiye ettiler. Çok sevinip çıktı hemen. Geldi bu velîyi ziyârete. Derdini söyleyip himmet ve yardımını ricâ … Devamını oku

“Halka nasîhat et yâ Alî!..”

Alî bin Vehb-i Sincârî hazretleri, Irak’ta yaşıyan büyük evliyâdandır. Yedi yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. On üç yaşında Bağdat’a gitti. Derin âlimlerden ders okudu… Bütün bu ilimlerde tam olarak yetişti. Bir gece rüyâsında Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerini gördü. Büyük sahâbî ona bir “takke” giydirdi. Uyandığında başında buldu takkeyi. Birkaç gün geçti… Ve bir gece yattı. Hızır … Devamını oku

“Ârif kime denir efendim?”

Hallâc-ı Mansur hazretleri, sôfiyye-i aliyye denilen büyük velîlerdendir… Bir gün sevdiklerinden biri bu zâta gelip “Ârif kime denilir efendim?” diye sordu. Büyük velî; “Ârif o kimsedir ki; onu, üçyüzbeş senesinin, Zilkâde ayının bitmesine altı gün kala, bir salı günü, Bağdat’ın bir meydanında; ellerini ve ayaklarını kesip ve gözlerini çıkarıp, baş aşağı olarak îdâm eder, cesedini … Devamını oku

“Sabrın alâmeti nedir efendim?”

Hallâc-ı Mansur hazretleri, 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400 kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi. *** Bir gün bir sevdiği, Hallâc-ı Mansur hazretlerine gelerek; “Sabretmenin alâmeti nedir efendim?” diye … Devamını oku

“Beni sevmeyenleri de affet yâ Rabbî!”

Hallâc-ı Mansur hazretlerine bir gün bir kimse geldi. Ve bu zâta; “Tasavvufta fakîrlik nedir?” diye sordu. O anda zindandaydı. Adam bakınca, zindanın duvar taşlarının altın ve gümüş olduğunu fark etti. Çok şaşırdı. Bu defâ da; “Fütüvvet nedir?” diye sordu. Cevâben; “Bu gece anlarsın” buyurdu. Adam merak içinde eve gitti. Ve o gece rüyâ gördü. Rüyâsında … Devamını oku

“Enelhak ne demek?”

Hallâc-ı Mansur büyük velîlerdendir. Sekr hâlindeyken ağzından “enelhak” kelimesi çıktı bir gün. Bu söz, görünüşte “ben Hakkım” mânâsına geliyorsa da, onun bundan murâdı bu değildi. “Ben yokum, Allah var” demek istemişti. Zîrâ sekr hâlindeydi. Yâni şuuru yerinde değildi. O devrin âlimleri, onun bu sözünü, dînî yönden “küfür” sayıp hapsettiler. O hapisteyken, bâzı sevdikleri kendisine; “Sabır … Devamını oku

“Allah’ın kullarına yardım edin!”

Hallâc-ı Mansur hazretleri, sôfiyye-i aliyye denilen büyük velîlerdendir. Onun devrinde birinin kuşu âniden ölmüştü… Buna çok üzülüyordu ki, bu velîye rastlayıp söyledi kuşunun öldüğünü. Büyük velî; “İstiyorsan dirilsin” buyurdu. Adam; “Çok isterim, ama dirilmez ki” dedi. Büyük velî; “Allahü teâlâ dilerse dirilir” buyurdu. O anda, bi iznillah “kuş” canlanıp geldi yanlarına. Adam sevinçten uçuyordu… ● … Devamını oku

Anne babanın en mühim vazifesi!

Hallâc-ı Mansur hazretleri bir gün dört yüz kişiyle hac yoluna çıktı. Bir miktar yol gittiler. Sonra çok acıktılar. Bunu bu zâta arz edip; “Efendim, şu anda kelle kebabı olsaydı ne güzel yerdik” dediler. Hemen bir elini arkasına uzattı. Ve tâze pişmiş iki pide ile bir kelle kebabı alıp verdi birine. Sonra bir daha uzandı. İki … Devamını oku

“Fakirlik nedir efendim?”

Hallâc-ı Mansur hazretlerine, “Fakîrlik nedir efendim?” diye sordular. Cevâbında; “Fakîrlik, herkesten ümîdini kesmek ve her ihtiyâcını Rabbinden istemektir. Yâni bir Müslüman, ne kadar sıkıntıda olsa da, yine hiçbir işini âciz kullara arz etmemelidir.” buyurdu. ● ● ● Bir gün de gençlere; “Siz Allah katında kıymetli olmak ister misiniz?” diye sordu. O gençler sevinip; “Çok isteriz” … Devamını oku

İbadetten tad alanlar…

Hallâc-ı Mansur hazretlerinin asıl adı Hüseyin bir Mansur’dur. 306 (m. 918)’de şehîd edildi. Kalbi, Hak teâlânın aşkıyla yanar, şiddetli mücâhede ve riyâzet yapardı. Nefsinin istediğini yapmaz, istemediklerini yapardı. Her gün “bin rekât” namâz kılardı. Bu âdetini, hiç bozmamıştı. Yalnız, öldüğü gece, beş yüz rekât kılmıştı. ● ● ● Bâzı sevenleri; “Efendim, bu yüksek dereceye erişmişken … Devamını oku