Bir İngiliz subayı Hâce Mahdûm Sâbir hazretlerinin dergâhına geldi ve ayakkabılarıyla içeri girmek istedi.
Hâce Mahdûm Sâbir hazretleri büyük velîlerdendir. 1196 (H.592)’da Afganistan’da Hirat’ta doğdu. İlk tahsilinden sonra Hindistan’a giderek Ferîdüddîn-i Genc-i Şeker hazretlerine intisab etti. Onun sohbetlerinde kemale gelince hocası ona icazet vererek Kalyâr’a (Gvâliyar) gönderdi.1291 (H.690) senesinde orada vefât etti…
Hâce Mahdûm Sâbir’in vefâtından bir zaman sonra çeşitli hâdiseler meydana geldi. Bu esnâda Hâce Mahdûm Sâbir’in kabri bir müddet kayboldu. Yeri belli olmayacak hâle geldi. Bir gün bir kâfir, oradan geçerken, bir aydınlık gördü. Orası çok parlak görünüyor, hayvanlar bile o yere saygı gösteriyordu. Mezar kalıntılarından oranın, bir Müslüman mezarı olduğunu anladı. İslâmiyete olan düşmanlığının fazlalığı sebebiyle, hemen elindeki demir çubukla, orada bulunan son kalıntıları da dağıtmak için hücûma geçti. Tam o esnâda, pencere gibi bir şey gördü. İçeride ne var diye bakmak için pencereden başını soktuğunda, boynunu tekrar dışarı çıkaramadı ve orada öldü…
Hâce Mahdûm Sâbir o gece, kendisini tanıyan ve sevenlerden bâzılarına rüyâda görünüp; “Burada bir köpek var! Ondan rahatsız oluyorum. Onu buradan uzaklaştırın!” buyurdu. Gidip baktılar. Orada kafası yere gömülü biri vardı. Çıkardıklarında, o kâfirin yüzünün köpek yüzü gibi olduğunu gördüler…
Bundan sonra, Mahdûm Sâbir’in kabri üzerine mükemmel bir türbe yapıldı. Bu muazzam türbe üzerine inip çıkan kırmızı bir nûru, uzun zaman herkes gördü.
1857 senesinde Hindistan’da bulunan bir İngiliz subayı Hâce Mahdûm Sâbir hazretlerinin dergâhına geldi. Yanında adamları ve polisler vardı. Ayakkabılarıyla dergâha girmek istedi. Hizmetçi Mansab Ali Han kendisini durdurarak; “Burası Müslümanların mübârek velîlerinden birisi olan Alâeddîn-i Sâbir’in kabridir. Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın” dedi. İngiliz subayı sinirinden kıpkırmızı oldu. Aynı anda İngiliz subayı, midesini tutarak inlemeye başladı. Ağrısı gittikçe artıyordu. Adamlarına dönerek; “Burası kimin yeridir?” dedi. Onlar da; “Burası, Mahdûm Alâeddîn-i Sâbir’in dergâhıdır” dediler. İngiliz subayı yakaladıkları Müslümanların serbest bırakılmasını emrederek; “Görünüşe bakılırsa bu zâtı incittik. Beni Ruurhi”ye (Kalyâr’dan 5 mil mesâfede bir şehir) götürün” dedi. Oradan ayrıldılar. Fakat İngiliz subayı yolda öldü.