“İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da yaymaktır.”
Buceyremî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Mısır’ın Buceyrem köyünde doğdu. Devrin âlimlerinden ilim öğrendi. Halvetî tarîkatı büyüklerinden Sonraları Hayfa’nın Tantura köyüne yerleşti ve burada talebe yetiştirdi. On üçüncü hicrî asrın ortalarında vefât etti.
Yûsuf Nebhânî’nin babası İsmâil Nebhânî humma hastalığına yakalandı. Tantûra’ya, Abdurrahmân Buceyremî’den hastalıktan kurtulmak için duâ istemeye gitti. Huzûruna girip elini öptü ve durumunu arz etti. Abdurrahmân Buceyremî; “Sen odanın kapısından içeri girerken, o hastalık da senden geçti. Seninle beraber odaya girmedi” buyurdu. Gerçekten onda hummadan hiçbir eser kalmamıştı. Elini öpüp huzûrundan sevinçle ayrıldı. Sohbetlerinde buyurdu ki:
“İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da yaymaktır.”
“(Nefsini bilen Rabbini bilir) hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpekten aşağı bilir.”
“Nice küçük amel, niyetle büyür, nice büyük amel ise niyetle küçülür.”
“Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan kaçar. Ondan kaçan ise kıyâmet günü hesaptan kurtulur.”
“Şüpheli bir kuruşu geri vermeyi, binlerce lira sadaka dağıtmaktan daha fazla severim.”
“Din kardeşimin bir ihtiyâcını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir.”
“İnsanların en alçağı kimdir?” diye sorulunca; “Din kisvesi altında dünyâ menfaati sağlayandır” buyurdu.
“İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider.”
“Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. Âlimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyâcını giderip, okumasını sağlamak daha makbûldür.”
“İnsandaki en üstün haslet hangisidir?” diye sorulunca; “Kâmil akıl” buyurdu. “Eğer o yoksa?” dediler. “Güzel edebdir” buyurdu. “O da yoksa?” dediler. “Kendisiyle istişâre edilecek şefkatli bir kardeş” buyurdu. “O da yoksa?” “Devamlı sükût” buyurdu. “O da bulunmazsa?” dediklerinde; “Ölmek” buyurdu.