Keramet, üstünlük müdür?
“En büyük keramet, İslamiyeti iyi öğrenmek ve ona uygun yaşayabilmektir.”
Sual: İnsanların çoğu, bir kimsede olağanüstü bir şey görünce, o kimseyi büyük ve evliya bilmektedirler, bu doğru mudur?
Cevap: Hakiki Müslüman, batıl inançlara inanmaz. Sihir, büyü, uğursuzluk, fal, efsun, Kur’ân-ı kerimden başka şeyler yazılı muska, mavi boncuk, kehanet ve benzeri şeylere, bunların muhakkak iş yapacaklarına, mezarlara mum dikmeye, tel ve iplik bağlamaya itibar etmez ve keramet sahibi olduğunu söyleyen sahtekârlara ancak güler. Batıl, bozuk şeylerin çoğu, başka dinlerden İslamiyete sokuşturulmuştur.
Bazı din adamlarından keramet bekleyenlere büyük İslam âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurmaktadır:
“İnsanlar, din adamlarından, keramet beklerler. Bunların bazılarının kerameti yoktur, ama diğerlerinden daha ziyade Allahü teâlâya yakındır. En büyük keramet, İslamiyeti iyi öğrenmek ve ona uygun yaşayabilmektir.” Îmâm-ı Rabbânî hazretleri, başka bir mektubunda yine buyuruyor ki:
“Harikalar, kerametler ikiye ayrılır:
Birincisi, Allahü teâlânın zatına, sıfatlarına ve işlerine ait olan bilgiler ve marifetlerdir. Bunlar, akıl ile, düşünmekle elde edilemez. Allahü teâlâ, seçtiği kullarına ihsan eder.
İkincisi, madde âlemindeki gaybları bilmektir. Bu keramet, seçilmiş kullara verildiği gibi, kâfirlere de verilir. Kerametlerin birincisi kıymetlidir. Bunlar, doğru yolda bulunanlara, Allahü teâlânın sevdiklerine verilir. Cahiller ise, ikincisini kıymetli sanırlar. Keramet deyince, yalnız bunları anlarlar. Açlıkla ve insanlardan kaçarak, nefislerini temizleyen her insan, mahlukların gayblarını haber verir. İnsanların çoğu, hep dünyayı düşündükleri için, böyle haber verenleri evliya sanır. Hakikatten haber verenlere kıymet vermezler. Bunlar evliya olsalardı, bizim hallerimizden haber verirdi, derler. Bu bozuk ölçüleri ile, Allahü teâlânın sevdiği kullarını inkâr ederler.”
Sual: Yolculukta yol üzerinde bulunan mescitlerde, her gelen yolcu ezan ve kamet okur mu?
Cevap: Yollarda bulunan veya imamı ve müezzini bulunmayan ve cemaati belli kimseler olmayan camilerde, çeşitli zamanlarda gelenler, bir vaktin namazı için, çeşitli cemaatler yaparlar. Her cemaat için, ezan ve ikamet okunur. Böyle camide, yalnız kılan da, ezan ve ikameti kendi işiteceği kadar sesle okur.