Şeytan insanı iki yerde küfre düşürür!..

Seyyid Abdülkâdir hazretleri şunu anlattı sevdiklerine: Bir gün Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ömer’e; “Ey kardeşim Ömer! Bana da duâ et” buyurmuştu. Hazret-i Ömer; “Ben, bu ‘kardeşim’ sözünden daha güzel ve daha tatlı bir kelâm duymadım” demiştir. Eshâb-ı kirâm; “Yâ Resûlallah! Sizin de duâya ihtiyâcınız var mıdır?” diye sordular. Efendimiz cevâben; “Siz duâ edin. Faydası edene mi, … Devamını oku

“Başarının üç şartı vardır”

Seyyid Abdülkâdir hazretlerinin yaşadığı Mültan şehrinde bir “kemik hastalığı” yayılmıştı. Yakalanan ölüyordu. Bu zâtın talebesinden Gıyâseddîn adında bir genç bir gece Peygamber Efendimizi gördü rüyâsında. Resûl-i ekrem, ona bir tüylü kanat verip; “Bu kanadı, seyyid Abdülkâdir’e ver. Hasta olan bir uzva bunu dokundurur ve o hastaya on İhlâs-ı şerîf okursa Hak teâlâ şifâ yaratır” buyurdu. … Devamını oku

Fakir babası mübarek zat…

Irak’ta yetişen evliyânın büyüklerinden Mâcid-ül Kürdî hazretlerinin oğlu anlatıyor: Babamla aynı evde kaldığımız zamanlarda kapımıza kim gelse, karnını doyurur ve giderdi sevinerek. Bir gün, yine birçok fakir gelip çok aç olduklarını söylediler babama. Babam bana; “Gir şu küçük odaya. Orada olan yemek sofrasını alıp buraya getir!’ dedi. Çok şaşırdım?!. Zîra az önce o odadaydım. Yemek … Devamını oku

Duâlarımızın kabul olması için…

Irak’ta yetişen evliyânın büyüklerinden Mâcid-ül Kürdî hazretleri 1166’da Irak’ta vefât etti. Bu zâtın pek çok kerâmetleri vardı. Biri şöyle: Bir dostu vardı. O kimse gelip; “Efendim, tek başıma nâfile hacca gitmek istiyorum” dedi. Ve duâ istedi bu büyük velîden. Ancak hiç azık almamıştı yanına. Zîra azık alacak parası yoktu. Mâcid-ül Kürdî hazretleri, deriden su kabını … Devamını oku

Kırk pehlivanı yenen zayıf talebe!..

Büyük velîlerden Kadîb-ül Bân hazretleri zamânında bir kimse vardı ki; yanında pehlivanlar gezdirir ve bunları güreştirip nâm yapardı. Bu kişi, bir gün Kadîb-ül Bân hazretlerinin şehrine geldi. Ve bir talebeye; “Hocanız nerededir?” diye sordu. Talebe de; “Falan göle gitmiştir” dedi. O dediği göle yaklaşınca, Kadîb-ül Bân hazretlerini, gölün ortasında bağdaş kurmuş oturuyor gördü. Kıyıdan; “Ey … Devamını oku

En büyük düşman!..

Evliyânın büyüklerinden Kadîb-ül Bân hazretleri, bir sohbetinde “Kardeşlerim! İnsanın en büyük düşmanı, nefsidir. Dînin her bir emrinde bu nefsi kırmak vardır ve nefis kırılırsa netîce hayır olur” buyurdu. Sordular: “Nefsi nasıl kıralım efendim?” Buyurdu ki: “İstişâre edin ki, bu, nefsi kırar. Zîra nefis, istişâre etmek, fikir sormak istemez. ‘Ben de biliyorum’ der. Yolda bir mümine … Devamını oku

“Onu sultâna şikâyet edeceğim!”

Evliyânın büyüklerinden Kadîb-ül Bân hazretleri, 1174’te Musul’da vefât etti. Bu zâtın zamânında bir kişi vardı ki, hasedinden dolayı bu zâtı sevmez ve büyüklüğünü inkâr ederdi. Kalbinden; “En iyisi, gidip sultâna şikâyet edeyim. Musul’dan sürgün etsin, ben de rahat edeyim” dedi. Ve bu niyetle çıktı evden… Birkaç adım attı. Biri çıktı karşısına: “Dur bakalım, nereye gidiyorsun? … Devamını oku

“Duânızı almaya geldim efendim”

Câkir-el Kürdî hazretleri, Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerindendir. 1155’te Irak’ta vefât etti. Bir gün, bir talebesi; “Efendim, izninizle uzun bir deniz yolculuğuna çıkacağım, duânızı almaya geldim” diye arz etti. Büyük zât da; “Hak teâlâ sana selâmet versin. Yollarda bir sıkıntı olursa, o anda beni hâtırla. Allah’ın yardımıyla imdâdına yetişirim inşallah” buyurdu. Talebe; “Peki efendim” deyip ayrıldı. … Devamını oku

“Dîne hizmet eden çok şükretsin!”

Bir gün hırsızın biri, büyük âlim Muhammed bin İsmâil hazretlerinin arkasından sessizce yaklaşıp, cebinden bir miktar para aldı. Ama o, paraları avcuna aldı. Elinin parmakları kilitlendi. Çok uğraştı, ama açamadı. Hiç böyle şey olmamıştı önceden. Düşününce anladı hatâsını… Yanlış kapı çalmıştı… Bin pişmân olarak huzûruna geldi ve; “Affedin beni efendim, çok pişmânım” dedi. Mübârek sordu: … Devamını oku

Nasîhat isteyen genç!

Büyük fıkıh âlimi olan Muhammed bin İsmâil hazretleri, 1192 yılında Şam’da vefât etti. Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin talebesi olup, dokumacılıkla uğraşır; bunun için “Hayrünnessâc” diye tanınırdı halk arasında. Bir gün Dicle Nehri kıyısında ibâdet ediyordu ki, bez dokuduğu müşterilerinden biri geldi. Borcunu ödeyip; “Efendim, bundan sonraki borcum için geldiğimde, sizi bulamazsam kime vereyim?” diye sordu. Mübârek, … Devamını oku

“Ey nefsim, niçin kırdın onu?!.”

Evliyânın büyüklerinden Abdullah-i Mürteiş hazretleri, bir gün evinin önünde oturuyordu ki, bir genç gelip para istedi ondan. Ama bir şey vermedi. Zîra gencin üzerinde yeni bir elbise vardı ve hiç de fakîre benzemiyordu. Hattâ kalbinden; “Bu niçin dileniyor? Yaşı henüz genç, sakat değil, elbisesi yeni. Bu hâlde dilenmek ona yakışıyor mu?” diye geçirdi. O genç … Devamını oku

Fakirlerin duasını almak…

Evliyânın büyüklerinden Abdullah-i Mürteiş hazretleri, kerâmet sâhibi olup, kalpten geçeni anlar ve çok cömertlik yapardı insanlara. Şöyle ki; O devirde fakîr biri, nâfile hac yapmak istiyor, ama parasızlıktan gidemiyordu bir türlü. Bir gün kalbinden; “Abdullah-i Mürteiş hazretleri, cömert bir velîdir. Bana, bir yol elbisesiyle, on beş gümüş para verse, ne iyi olur” dedi. Böyle temennî … Devamını oku

Riyâ ve gösteriş!..

Evliyânın büyüklerinden Abdullah-i Mürteiş hazretleri, 939 senesinde Bağdat’ta vefât etti. Bu zât, her velî gibi riyâ ve gösterişten hiç hoşlanmazdı. Bir ramazanda îtikâfa girmişti bir câmide. Yâni vaktini ibâdetle geçirecekti orada. Fakat ikinci günde îtikâfı bırakıp dışarı çıktı. Bir daha da gitmedi. Yakınları onu görüp; “Siz îtikâfa girmiştiniz efendim. Niçin yarıda bırakıp çıktınız?” diye sordular. … Devamını oku