Bu, bir Müslüman mezarı olmalı!

Hindistan evliyâsından Alâüddîn-i Sabîr hazretleri “rahmetullahi aleyh” vefât edince orada bâzı hâdiseler vukû buldu Şöyle ki; Bir zaman sonra mübârek kabri kaybolup belirsiz hâle geldi. Aradan yıllar geçti. Bir gün kâfirlerden biri o yerlerden geçiyordu ki, bu yeri çok “parlak” ve “nûrlu” gördü ileriden. Merak edip yaklaştı. Mezar kalıntıları gördü. Kendi kendine; “Bu, bir Müslüman … Devamını oku

“Alâüddîn-i Sabîr’e teslim olun”

Hindistan evliyâsından Alâüddîn-i Sabîr hazretlerinin en büyük talebesi Şemseddîn-i Türkî idi. Bu zât, Kalyar fâciasından yedi sene sonra “on kişiyle” birlikte Acühan beldesine geldi. Maksadı, Ferîdüddîn Genc-i Şeker hazretlerini görmekti. Görüşüp tanıştılar. Genc-i Şeker hazretleri, Şemseddîn-i Türkî’ye “Siz gidip Alâüddîn-i Sabîr’e teslim olun” buyurdu. Onlar “peki” dediler. Ve o gün yola çıktılar. Kalyar’a geldiklerinde Alâüddîn-i … Devamını oku

Yemek hâlâ pişmedi mi anne?

Hindistan evliyâsından Alâüddîn-i Sabîr hazretlerinin babası vefât edince maddî sıkıntıya düştüler. Annesi, kimseye belli etmedi bu sıkıntılarını. Alâüddîn sâdece “Su” içer, üç günde, bir lokma “Ekmek” yerdi. Bir gün açlıktan bunaldı. Ve annesinden yiyecek bir şey istedi. Evdeyse yemek yoktu. Pişecek şey de yoktu. Kadıncağız, tencereyi “Su” ile doldurup koydu ateşe. Yemek pişirir gibi göründü. … Devamını oku

“Müminleri sevindir…”

Hindistan evliyâsından Alâüddîn-i Sabîr hazretlerinin babası, Şâh Abdürrahîm adında sâlih bir Müslümandı. Bir gün hastalandı. Ve gittikçe de arttı. Midesine kuvvetli bir “ağrı” girmiş, ev halkı endîşeye kapılmıştı bu yüzden! Komşular öğrendiler. Ve ziyâretine geldiler. Onun “çok hasta” olduğunu görünce, tesellî eylediler. Alaaddîn küçüktü. Henüz beş yaşındaydı. Gelenler ona bakıp; “Alaaddîn, senin duân kabul olur. … Devamını oku

Oğlum meleklerle konuşurdu!

Hindistan evliyâsından Alâüddîn-i Sabîr hazretlerinin kalbi, “Allah aşkıyla” yanıyor, ne duâ etse kabul oluyor, kuşlar, hayvanlar hizmetine koşuyorlardı. Henüz anne karnındayken bile garip hâlleri görülürdü. Nitekim annesi; “Ona hâmileyken her gün evimize semâdan (nûr) iner, oğlum meleklerle konuşurdu” demiştir. Derken doğum vakti geldi. Ebenin eli ona dokundu. Kadın, titremeye başladı. “Neler oluyor?” derken, annesi “Korkma, … Devamını oku

Kötü arkadaştan sakın evlâdım!

İstanbul’da yetişen velîlerden Abdülehad Nûrî hazretleri devrinde vezîrlerden biri, bir kese “altın” alıp hediye etti bu büyük velîye. Sonra da böbürlendi. İçinden “Bu kadar kıymetli hediyeyi kimse veremez” dedi. Büyük velî bunu sezdi. Ve o vezîre; “Bu altınlarla mı bize minnet ediyorsun. Bunlar, bizim gözümüzde topraktan farksızdır” buyurdu. Sonrası mâlûm. Altınlar “toprak” oldu. ● ● … Devamını oku

Yâ Rabbî! Şifâ ver bu çocuğa

Sesli DinleYour browser does not support the audio element. İstanbul’da yetişen velîlerden Abdülehad Nûrî hazretleri zamânında bir kadı, yâni hâkim vardı. Evi, bu velînin evinin yanındaydı. Ve onu çok seviyordu. Bir gün nefes nefese geldi bu zâta: “Hocam duânıza muhtâcız.” “Hayrola, ne oldu?” “Oğlumuz tâuna yakalandı. Duâ edin de kurtulsun.” Büyük velî; “Ben âciz bir kulum. Allahın … Devamını oku

Selâmetle git gel evlâdım…

İstanbul’da yetişen velîlerden Abdülehad Nûrî hazretleri bir gün talebelerine şöyle seslenir: “Üsküdar’da görülecek bir işimiz vardır. Hanginiz bu işi yapar?” Talebeden ses çıkmaz. Çünkü denizde çok şiddetli “fırtına” vardır. Öyle ki, dalgalar, “sıra dağlar” gibi kıyıya çarpar. Bu yüzden çalışmaz kayıkçılar. Talebeler bunu bilir, hemen “peki” diyemezler. Ama içlerinde bir genç, “Başüstüne hocam” der. Büyük … Devamını oku

“Kelime-i tevhîd bir bütündür”

İstanbul’da yetişen Velîlerden Abdülehad Nûrî hazretlerinin talebesinden bir Sâdık Efendi vardır. Bu kişi, Beytullaha gitmek ister bir ara. İzin alıp düşer yollara. Ama bir şey çeker dikkatini. Şöyle ki; Her tehlike ânında Abdülehad Nûrî hazretlerini görür yanında. Nihâyet Kâbe’ye varır. Fakat o da ne? Hocası da yanındadır. Şaşkınlığı daha artar! Gerekli ziyâretleri yapar. Geri dönüp … Devamını oku

“Biz âhirete dâvet aldık!”

Abdülehad Nûrî hazretleri, İstanbul’da yetişen büyük velîlerdendir. Hâl ehli olup kerâmetleri anlatılır halk arasında. Bu zât, Peygamber Efendimizden mânevî emir alıp, Midilli’ye gider. Orada yetmiş kişi vardır. Hepsi de gayrimüslimdir. Bu zâtı görünce kalpleri değişir, hepsi îmânla şereflenirler. Sonra İstanbul’a döner. Sultânahmet, Bayezit ve başka büyük câmilerde vaaz edip halkı irşâd eder. Nihâyet vefâtı yaklaşır. O … Devamını oku

“Senin kıymetini bilemedim!..”

Ahmed Sarban hazretleri, Hayrabolu’da doğdu. Bu zâtın “huysuz” bir hanımı vardır. Geçimsiz mi geçimsiz. Ziyârete gelenleri azarlar. “Siz bu heriften ne bekliyorsunuz?” der ve kovalar. Talebeler bu hâle üzülür! Aralarında konuşur ve; “Ne hikmeti var ki, hocamız bu kadının derdini çekiyor?” derler. Büyük zât bunu anlar. Çağırır onları yanına. Ve “Evlâtlar! İyi huyluyla geçinmek mârifet … Devamını oku

“Bu yaptığın zulümden vazgeç!”

Ahmed Sarban hazretleri, Hayrabolu’da doğdu, orada vafat etti. O devirde bir vâli vardı. Fakîr halka zulmederdi. İşte o günlerde bu zât geldi o beldeye. Halk onu görünce hemen etrâfını sarıp “Tam zamânında geldiniz efendim” dediler. Büyük velî sordu: “Hayrola, ne oldu?” Köylüler vâlinin zulümlerini anlatıp “Ne yapmamızı tavsiye edersiniz?” diye sordular. Celâllendi mübârek! Çatıldı kaşları … Devamını oku

“Korkma, sana bir şey yapmaz!”

Mısır’da vefât eden Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinin bir talebesi şöyle anlatıyor: Hocamızın mübârek huzûruna, bir kimse geldi. Ve hocamıza; “Efendim, bendeniz tarlada meşgulken bir aslan geldi ve öküzüme saldırıp yedi. O öküzden başka da hayvanım yok. Şimdi ne yapacağım?” diye dert yandı. Hocam, bana; “Git, o aslanı çağır gelsin. Korkma, sana bir şey yapmaz!” buyurdu. Ama ben korkuyordum! … Devamını oku